MÜSVEDDE

29/1/2010 - Sfenks

Sfenks


SfenksBüyük Gize Sfenksi ve arka planda görünen Kefren Piramidi
Sfenks, kafası koç, kuş, veya insan, gövdesi ise uzanan bir aslan şeklini alan heykel. İlk önce Eski Mısır'da rastlanan Sfenks, eski Yunan mitolojisinde büyük kültürel önem taşımıştır ve ismini buradan almıştır.

(Yunanca: Σφιγξ, "boğucu"). Sözcüğün Mısırca’daki orijinal biçimi kepes ankh ya da “yaşayan heykel” anlamında şeşep (sheshep) ankh'tır. Sfenkslerin en tanınmışı Büyük Gize Sfenksi'dir.

Mısır sfenksi
Mısır sfenksi antik bir efsanevi yaratıktır. Gövdesi uzanan bir aslan ve kafası genellikle bir firavunun kafasının şeklini alır. Aslanlar güneş ile bağlantıları nedeniyle antik Mısırlılar tarafından kutsal hayvan sayılırlardı.

En büyük ve en ünlü olanı, Gize platosunda Nil Nehri'nin batı kıyısında bulunan Büyük Gize Sfenksi'dir. Gize Sfenksi doğuya bakar ve pençelerinin arasında bir tapınak yer alır. Aslan gövdeli, insan başlı bu Sfenksin uzunluğu 73 metre, yüksekliği 20metre yüzünün genişliği 5 metredir.

Bir adıda 'Harmakis' olan Sfenks, doğan güneşi ve firavun için yeniden dirilişi temsil eder. Yüzünün doğuya dönük oluşu, Güneş Tanrısı RA'yı her sabah doğar doğmaz görmesi içindir.

Yapıldığı zaman ön ayaklarının arasında kurban için bir sunak olduğu kalıntılarda yapılan kazı çalışmalrında ortaya çıkartılmıştır. Sfenksin yüzünün firavun Kefren'e ait olduğu sanılır ve yapılış tarihini Dördüncü Hanedanlık (MÖ 2723 - 2563) dönemine denk getirir.

Fakat bazı alternatif teoriler sfenksin Eski Hanedanlık döneminden önce (hatta bir teoriye göre tarihöncesi) yapıldığını iddia eder. Diğer ünlü Mısır sfenksleri arasında Menfis'in kaymaktaşı sfenksi ve Karnak yakınlarında eskiden dokuz yüz adet olduğu sanılan koç kafalı sfenksler yer alır.

Antik Mısırlıların heykele ne ad verdikleri henüz bilinmiyor. Büyük Sfenks'e Arapça verilen isim, Ebu el-Hôl, "Dehşetin Babası" anlamına gelir. Yunancada Sphinx adı verilmiş olmasına rağmen heykelin kafası bir kadına değil erkeğe aittir.

Ayrıca günümüzde bu sfenksin uzaylılar tarafından yapıldığı düşünülmektedir.

Yunan sfenksi
Yunan mitolojisinde yer alan tek sfenks, yıkım ve kötü şans temsil eden, benzersiz bir şeytandır. Hesiod'a göre Çimera ve Ortrus'un, diğer kişilere göre Tayfon ve Echidna'nın kızıdır (bunların hepsi ktonik figürlerdir).

Vazo resimlerinde ve bas kabartmalarında dik oturan sfenks, kadın kafası olan kanatlı bir aslana, veya pençeleri, tırnakları ve göğüsleri aslandan, kuyruğu yılandan ve kuş kanatlarından oluşan bir kadına benzer.

Hera ya da Ares sfenksi anavatanı Etiyopya'dan alıp (Yunanlılar sfenksin kökenini hatırlıyorlardı) Thebes'in dışında oturmasını ve yoldan geçenlere tarihin en ünlü bulmacasını sormasını emreder. O'da emri yerine getirerek gelip geçeni durdurarak onlara bilmeceyi soruyor, bu bilmeceyi çözemeyenleri boğarak öldürür veya oracıkta yerdi.

Sfenksin karşısına Yunan mitolojisinde keskin zekası ve bilgeliği ile tanınan Oidipus çıktı. Canavar Sfenks ona da aynı bilmeceyi sordu: "Hangi varlık sabah dört ayak üstünde, öğlen iki ayak üstünde ve akşam üç ayak üstünde yürür?" Oedipus bulmacayı çözmeyi başarır: "O yaratık insandır.

Çünkü insan bebekliğinde ellerini de ayak gibi kullanarak dört ayak üzerinde emekler, yetişkin halinde iki ayak üzerinde yürür ama yaşlandığında yürüyebilmek için bir de baston kullanır yani üç ayaklı olur."

Yenildiğini anlayan sfenks kendini yüksek bir kayalıktan atar ve ölür. Hikâyenin farklı versiyonlarında kendini hırsla yiyip yuttuğu söylenir.

Alacahöyük Kapı SfenksiAnadolu’daki sfenks kabartma ve heykelleri
Anadolu’daki insan başlı arslan sfenkslerine Hitit, Lidya ve Frigya uygarlıklarında daha çok heykel olarak rastlanır. Bunlardan en ünlüleri, Alacahöyük kent kapısının iki yanına dikilmiş sfenksler ve Zincirli’de keşfedilen Neo-Hitit sfenksleridir.

Alacahöyük Kapı Sfenksi
Benzer yaratıklar
Eski zaman kalıntılarındaki her insan kafalı hayvan sfenks sayılmaz. Örneğin antik Asur'da taçlı ve sakallı kral kafaları olan boğa heykelleri tapınak girişlerinde nöbet tutarlardı. Yunanistan'ın klasik Olimpiyan mitolojisinde ilahî varlıkların her biri insan şekline sahip olmasına rağmen hayvan biçimine de bürünebiliyordu.

İnsan ve hayvan şekilleri bir arada olan tüm mitolojik Yunan yaratıklar, Olimpiyan öncesi inançların kalıntılarıdır: Santorlar, Tayfon, Medusa, Lamia. Hindu geleneğinde, Vişnu'nun dönüşümlerinden biri olan Naraşimha 'eril aslan' anlamına gelir. Dönüşümün insan gövdesi ve aslan kafası vardır.

Sfenkslerin güçleri
Her yaratığın şekline girebilen hazine bekçileri olarak bilinirler. Aslan vücutlu olarak resmedilirler, aynı zamanda bir mısır burcudur.

Yorum (0) :: Yorum Yaz! :: Bağlantı

29/1/2010 - Mısır Üniversiteleri

Mısır Üniversiteleri


Devlet Üniversiteleri
• Ain Shams Üniversitesi (1950'de kuruldu)
• El Ezher Üniversitesi (988'de kuruldu)
• İskenderiye Üniversitesi (1942'de kuruldu)
• El Fayyum Üniversitesi (2005'te kuruldu)
• El Minya Üniversitesi (1976'da kuruldu)
• Assiut Üniversitesi (1957'de kuruldu)
• Banha Üniversitesi (2005'te kuruldu)
• Bani Suvayf Üniversitesi (2005'te kuruldu)
• Kahire Üniversitesi (1908'de kuruldu)
• Helvan Üniversitesi (1975'te kuruldu)
• Kafrelsheikh Üniversitesi (2006'da kuruldu)
• Mansoura Üniversitesi (1972'de kuruldu)
• Minufiya Üniversitesi (1976'da kuruldu)
• Yönetim Bilimleri Sadat Akademisi (1981'de kuruldu)
• Güney Vadi Üniversitesi (1994'de kuruldu)
• Suez Canal Üniversitesi (1976'da kuruldu)
• Tanta Üniversitesi (1972'de kuruldu)
• Zagazig Üniversitesi (1974'de kuruldu)

Özel Üniversiteler
• Nahda Üniversitesi (established in 2006).
• Thebes Akademisi (established in 1980).
• El Ahram Kanada Üniversitesi (established 2005).
• Kahire Amerikan Üniversitesi (established 1919).
• Arab Academy for Science and Technology and Maritime Transport. (established 1972).
• Arap Açık Üniversitesi
• Mısır İngiliz Üniversitesi (established 2005).
• Kanada Uluslararası Koleji (established 2004).
• El Shorouk Akademisi (established 1995).
• Mısır Fransız Üniversitesi (UFE).
• Gelecek Üniversitesi (established July 2006).
• Kahire Alman Üniversitesi [although situated about 50km away from Cairo] (established in 2003).
• Yüksek Teknoloji Enstitüsü (established in 1989).
• International Academy for Media Sciences (IAMS).
• Misr Uluslararası Üniversitesi
• Misr Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (established in 1996).
• Modern Academy In Maadi (MAM) (established 1993).
• Modern Sciences and Arts University (MSA)
• Nile University (established July 2006).
• October 6 University(established in 1996).
• Pharos University in Alexandria (PUA) جامعة فاروس بالإسكندرية (established 2006).
• Heliopolis University (currently under establishment, with classes to commence in Fall 2007).
• Sinai University (established in 2006).

Yorum (0) :: Yorum Yaz! :: Bağlantı

29/1/2010 - Mısır Tarihi

Mısır Tarihi


Dünyanın zengin bir maziye sahip olan ülkelerinden biri de Mısır'dır. Mısır, tarih boyunca birçok medeniyetin beşiği olmuştur. Arkeolojik kazılardan çıkarılan neticelere göre, bilinen ilk tarihi M.Ö. 5000 yıllarında kurulmuş olan, Aşağı ve Yukarı Mısır Krallıkları ile başlar.

Bunlardan en eskisi Firavunlar dönemidir.Bugüne kadar sır olarak kalan ve dünyanın yedi harikası arasında birincisi olan piramitler, bunların zamanlarında yaptırılmıştır. Piramitlerin inşasında kullanılan ve bazıları 15 tona ulaşabilen dev taş blokların taşınması, hesaplarının 'pi' sayısına uygun olması ve en ücra yerlerinin aydınlatılması gibi sırlar halen çözülememiştir.

Ayrıca teşekkülleri ayrı bir muamma olan ve rüzgarlar tesiriyle çeşitli hayvan şekillerini alan sfenksler de, bugün hayretleri üzerlerine çekmektedirler. Bunu Menes Hanedanlığı ve arkasından Pers hakimiyeti takip eder. Perslerin, Kiyaniyan şahlarının sonuncusu olan Dara; Erbil'de mağlup olunca Mısır, Makedonya Kralı Filip'in oğlu İskender'in eline geçti. İskenderiye şehrini kurdu.

Elde ettiği zaferleriyle ahlakı bozuldu. Sonunda işret ve sefahetle öldü. Bundan sonra Mısır, 640 yılına kadar Roma ve Bizans hakimiyetinde kaldı.

Bu tarihte hazret-i Ömer, Eshab-ı kiramdan Amr ibni Âs komutasındaki bir orduyu Mısır'ın fethine gönderdi. Mısır feth edilerek burada El-Fustat (Eski Kahire) garnizonu kuruldu. Bu tarihlerde bütün Mısır halkı İslamiyetle şereflendi.

Halife hazret-i Muaviye zamanında Arapça, halkın dili haline geldi. Din ve dil beraberliği sağlanmış olan Mısır, Abbasiler döneminde refah ve huzur bakımından altın bir devir yaşadı. Abbasilerden sonra 1171 tarihine kadar Fatımilerin elinde kaldı. Bu tarihte Selahaddin Eyyubi tarafından fethedildi.

Eyyubilerden sonra 16. yüzyıla kadar Mısır, Türk asıllı Memlük Sultanlarınca idare edildi. Memlukler zamanında idari, askeri, iktisadi ve daha birçok alanda yenilikler yapıldı. Mısır tüccarları, ülkenin stratejik ve iktisadi mevkiinin verdiği avantajlardan geniş çapta faydalanarak Çin-Avrupa arası ticareti ellerine geçirdiler.

Aynı tarihlerde Osmanlı Devleti yükselme devrini yaşamaktaydı. Padişah Yavuz Sultan Selim Han, 1516'da Mısır Seferine çıktı. Önce Mercidabık Ovasında Memlükleri kesin bir şekilde mağlup etti. Sina Çölünü 13 günde zayiat vermeden geçti. Arkasından Ridaniye'de Memlükleri tekrar yenerek Mısır'ı Osmanlı topraklarına kattı.

Böylece Osmanlı Devleti üç büyük kıtada topraklara sahip olmuş ve buralarda İslamiyetin yayılmasına ve kuvvetlenmesine hizmet etmiştir.

İngiltere'nin Hindistan yolunu kapatmak maksadıyla Fransa İmparatoru Napolyon Bonoparte, 1798'de Mısır'ı işgal etti. Fakat Akka Kalesinde Cezzar Ahmed Paşa tarafından hezimete uğratıldı. Bunun üzerine Fransızlar geri çekildiler. Bu arada Kavalalı Mehmed Ali Paşa, Mısır'a yardım için gönderildi. Fransızlar yenilerek, 1801'de tamamen çekildi.

Mehmed Ali Paşa ise Mısır'da kalarak vali oldu. Batı ülkelerinden teknik malzeme ve uzman personel getirtti. Birçok medrese ve okullar açarak Mısır'ın en güçlü lideri oldu. Kurduğu Mısır donanmasını 1827 Osmanlı-Yunan Savaşında yardım için gönderdi. Ayrıca tarımın gelişmesi için kanallar açtırdı ve Mısır ekonomisini zenginleştirdi. Kavalalı Mehmed Ali Paşa dinine bağlı iyi bir insandı. Bundan sonra Mısır bozuldu.

Yerine büyük oğlu ve Cidde Valisi olan İbrahim Paşa geçti. İbrahim Paşa, Sultan Mahmud Hanın emriyle Vehhabilerle harp ederek başşehirleri Der'iyye'yi aldı. Sonra Mora İsyanını bastırdı. Bu arada Sultan İkinci Mahmud Hana isyan ederek Kütahya'ya kadar geldi.

Suriye, Adana ve Mısır ona verildi. Halifeden, müstakil vali demek olan (Hidiv) ünvanını aldı. İkinci defa isyan ettiyse de İngiltere işe karıştı ve Suriye tekrar Osmanlılarda kaldı. 1848'de vefatından sonra yerine Birinci Abbas, bundan sonra da 1854'te İbrahim Paşanın oğlu Said Paşa hidiv oldu. Said Paşa, Süveyş Kanalını ve Port Said şehrini yaptırdı.

Bunun ölümünden sonra kardeşiİsmail Paşa hidiv oldu. Bunun 1879'da azl edilmesi üzerine, oğlu Tevfik Paşa yerine geçti. İngilizler bunun zamanında Mısır idaresine karıştı.

Bu yıllarda Cemaleddin-i Efgani'nin reisliğini yaptığı Kahire Mason Locası üyeleri, İngilizlerle işbirliği halinde faaliyette bulunuyordu. Din adamı olarak tanıtılan Abduh da bunların aralarındaydı. Ekonomik ve askeri açıdan iyice zayıflamış olan Mısır, böylece 1882'de İngilizlerce işgal edildi.

İngilizler, meşhur casus yüzbaşı Lavrens kanalıyla halk arasında bölücü fitneler çıkartarak başta Mısır, Ürdün, Irak ve Suudi Arabistan'ı karıştırdılar. İttihatçıların basiretsiz ve kararsız siyasetleri bu gelişmeleri önleyemedi ve bu ülkelerin yavaş yavaş Osmanlı Devletinden ayrılmasına sebep oldu.

Böylece İngiliz kontrolüne geçen Mısır'da Tevfik Paşadan sonra sırayla Abbas Hilmi Paşa, Hüseyin Kamil Paşa ve Ahmed Fuad Paşalar başa geçti. Fuad Paşa, Osmanlılardan tamamen ayrılarak melik adını aldı. 1936'da ölümü üzerine oğlu Faruk, melik oldu.

İkinci Dünya Harbi esnasında Alman ve İtalyan birlikleri Mısır'a saldırmışlardı. Mısır, 1945'e kadar harbe katılmadı. Bu tarihte Japonya ve Almanya'ya karşı harp ilan etti. Aynı yıl bağımsızlığını da elde ederek BM'e üye oldu.

İç isyanlar, dış borçlar, kanal problemi ve çeşitli harbler Mısır'a ağır külfetler getirmişti. Bu yüzden 1952 yılında askeri ihtilal oldu ve Melik Faruk yurt dışına çıkarıldı. Ertesi yıl cumhuriyet ilan edildi ve general Necib Cumhurbaşkanı oldu. 1956'da Sudan, Mısır'dan ayrıldı. Askeri ihtilal, genç subaylar tarafından yapılmıştı. Bunların içinde bulunan Cemal Abduh Nasır, ordu içinde durumu en güçlü olanıydı.

İki sene sonra Cumhurbaşkanı Necib'in askeri idareye son vermek istemesi üzerine, zaten farklı fikirler taşıyan Nasır, Necib'i tutuklatarak Mısır'ı ele geçirdi.

Nasır, uyguladığı politika ile sosyalizmi Mısır'a getirdi. Mısır'ı batı dünyasından kopararak Rusya'nın kucağına düşürdü. Rus askeri ve teknik yadımlarına kapılarını açtı. Çeşitli sebeplerle yaklaşık 60 bin Müslümanı zindanlara attırdı. Bir çok kuruluşları devletleştirdi. Zehirli fikirlerini diğer Arap ülkelerine de bulaştırdı. 1958-61 yılları arasında Suriye ile birleşme faaliyetine girdiyse de, Suriye, 1961 yılında bundan vazgeçti.

Bu arada İsrail'le anlaşmazlıklar başladı. Zamanla Mısır-İsrail münasebetleri gerginleşti. Nasır, Süveyş Kanalını millileştirince, İngiltere, Fransa ve İsrail, Mısır'a saldırmış, fakat ABD ve Rusya'nın ikazları ile saldırı durmuştu. İsrail sınırına ve Akabe Körfezine BM gücü yerleştirilmişti. Nasır, 1967'de bu kuvvetleri geri çektirdi.

Kanalı İsrail gemilerine kapattı. Bunun üzerine İsrail, Mısır'a taarruz ederek, Mısır Hava Kuvvetlerini imha etti. Altı gün süren muharebelerden sonra İsrail, Sina bölgesini işgal etti.

1970'te Nasır ölünce yerine Enver Sedat geçti. Mısır, 1973'te İsrail'e taarruz etti. 1975 ve 1977 müzakereleri sonunda Camp David zirvesi gerçekleşti. Buna göre, İsrail, Sina'dan çekilirken Mısır, Kanalı İsrail gemilerine açmayı kabul etti.

Sedat döneminde Mısır, Rus tesirinden ve sosyalizmden ayrıldı. İsrail'le barış yaparak, ABD'ye yanaştı. Nasır politikasının tersine, Mısır'ı liberal ve hür dünya sistemine getirdi, fakat Arap dünyasındaki liderliği sarsıldı ve ordu desteği zayıfladı. Nihayet Sedat 6 Ocak 1981'de bir suikast neticesi öldürüldü.

Yerine eski Hava Kuvvetleri Komutanı Hüsnü Mübarek başkan oldu. Ocak 1991 Körfez harekatında müttefik kuvvetler yanında yer alan Hüsnü Mübarek dış borçlardan kurtulmak için çeşitli çarelere baş vurmaktadır.

Yorum (0) :: Yorum Yaz! :: Bağlantı

29/1/2010 - Mısır Piramitleri

Mısır Piramitleri


Mısır'da yer alan piramitler Dünyanın 7 Harikasından biri olarak bilinir. Ehramlar olarak da bilinen Mısır piramitleri, çoğu eski ve orta krallık döneminde Mısır krallarının ( Firavun) mezarları üstüne yapılmış büyük anıtsal yapılardır.

Orta ve Güney Amerika’da Mayalar, Aztekler ve İnkalar tarafından benzer yapılar yapılmıştır, ama gerçek piramitler Mısır’dadır.Yunanca pyramis sözcüğünden türemiş olan piramitlerde genellikle taş ya da tuğla kullanılmıştır.

Dörtgen bir taban üzerinde yükselen piramitlerin üçgen biçimli dört kenar yüzeyi tepede bir noktada birleşir.Mezar odası çoğunlukla piramidin üzerine oturduğu kayanın içine oyulmuştur.

Piramitler  Giza'daki Büyük Piramit Eski Krallık’ta 2. hanedan döneminin sonuna kadar (yaklaşık İ.Ö.1650) krallar ve soylular mastaba denen mezarlara gömülürlerdi. Mastabalar, dikdörtgen biçimli, yan duvarları içeriye doğru eğimli ve üst yüzeyi düz olan; daha çok üstü kesik bir piramide benzeyen anıtmezarlardı.

3. hanedan döneminde (İ.Ö.2650-2575) kral mezarlarında taş kullanılmaya başlandı. İlk piramit, bu dönemde, Kahire'nin yakınındaki Sakkara’da ünlü mimar İmotep tarafından yapıldı. Kral Zoser için tasarlanan ve üst üste konmuş altı mastabadan oluşan bu anıtmezara Basamaklı Piramit denmiştir.

Kutsal sayılan ölmüş krala armağanların sunulduğu bir tapınağı da içeren Basamaklı Piramit ve ek yapıları geniş bir duvarla çevrelenmiştir. 60 metre yüksekliğinde olan ve kireç taşından yapılan bu piramit Eski Mısır’ın en güzel anıtlarından biridir.

Yapının altından toprağın içine uzanan 11 geçitte kral ve bazı soyluların pembe granit ve albatrdan (kaymak taşı) yapılma lahitleri bulunur.Ne var ki, bu lahitler, daha önce soyulduğu için bu kişilerin mumyalanmış cesetleri bulunamamıştır.Bölgede daha birçok piramidin yapıldığı sanılmaktadır.

1953’te Sakkara’da 3.hanedan döneminden kalma tamamlanmamış bir başka basamaklı piramidin kalıntılarına rastlanmıştır.

En tanınmış piramitler, Kahire’nin güneyinde Gize’de bulunan üç piramittir. Bu piramitler 4. hanedan döneminden (İ.Ö.2575-2468) kalmıştır. En büyüğünü Yunanca adıyla Firavun Keops yaptırmıştır. Keops Mısırlılar’ca Khufu olarak adlandırılır.

Keops Piramidi’nin taban kenarları yaklaşık 230 metre ve yüksekliği 146 metredir.Ama dış kaplaması aşındığı için bugün yüksekliği 9 metre daha düşüktür.Kayalık bir zemine oturan piramidin dış bölümü kireç taşı ve granitten yapılmıştır. Tüm yapıda her biri ortalama 2,75 ton ağırlığında toplam 2,3 milyon taş blok kullanılmıştır.

Piramidin yapımında kullanılan kayalar Nil ırmağının karşı kıyısından getirilmiş, kireç taşı Kahire yakınlarından,granit ise Assuan’dan taşınmıştı. Kabaca yontulan granit bloklar, silindirler üzerinde çekilerek ırmağa getirilir ve buradan mavnalarla piramide en yakın yük iskelesine taşınırdı.

Bloklar, iskele ile piramit arasında döşenmiş granit geçitten, tahta silindirler üzerinde çekilerek yerine ulaştırılırdı.Taş blokları çıkaran ve taşıyan kişiler kendi adlarını kırmızı bir boya ile taşın üzerine yazarlardı. Bu yazılar bugün de okunabilmektedir.Taşlar çok düzgün bir biçimde bakır aletlerle işlenirdi.

Keops’un ardından Kefren ve Mikerinos tarafından yaptırılan öbür ünlü iki piramit, ilkine göre daha küçüktür.Her üç piramit de yağmalanmış oldukları için içlerindeki eşyaların çoğu kaybolmuştur.

5. ve 6. hanedan kralları da (İ.Ö.2465-2150) Gize ve Abu Şir’de birçok piramit yaptırmışlardı. 11. ve 12. hanedan krallarının (İ.Ö.2130-1756)piramitleri daha çok Dahşur, Havara ve el-Lahun’da bulunmuştur.

Bu dönemden sonra, soylulara mezar olarak kullanılan piramitlerin yapımına son verildi.Mısırlılar krallarını, 18. hanedan döneminde (İ.Ö.1540-1292) başkent olan Teb yakınlarındaki Krallar Vadisi’nde kayalara oyulmuş mezar odalarına gömmeye başladılar.

Bir zamanlar Nil ırmağının batı kıyısı boyunca birçok piramit yer alırdı. Bunların Eski ve Orta Krallık döneminde yapılmış olmaları ile Mısırlılar’ın Güneş tanrısı Ra’ya tapınmaya ve ölülerini mumyalamaya başlamaları arasında bir ilişki olduğu sanılmaktadır.

Eski Mısırlılar, ölen bir kişinin bedenini koruyarak, ona yiyecek ve içecek sunarak ölümden sonra yaşamasını sağlayabileceklerine inanırlardı.Bu nedenle ölülerini, öbür dünyada gereksinecekleri eşyalarla birlikte gömerler, mezar duvarlarına çizdikleri resimler ve yazdıkları yazılarla ölülere karşılaşabilecekleri tehlikelerden korunma yollarını gösterirlerdi.

Mısır Piramitleri
-  Keops Piramiti ( 145,75 metre , M.Ö. 2550 )
-  Gize Piramitleri
-  Sakkara Piramidi ( 63,17 metre M.Ö. 2650 )
-  Maldum Snefru Piramidi ( 93,26 metre M.Ö.2000)
-  Dahahur Piramidi ( 104,85 metre M.Ö. 2600)
-  Dahahur Snefru Piramiti ( 103,95 metre M.Ö. 2600)
-  Gize Kefren Piramidi ( 143,56 metre M.Ö. 2520 )
-  Sakkara Pepi II Piramidi ( 52,555 metre M.Ö. 2250 )
-  Mikerinos Piramidi
-  Gize Piramitleri
-  Kefren Piramidi
-  Gize Piramitleri Keops Piramidi artık dünyanın yedi harikası arasında değildir.

Tarihsel Şartlar
Gize Büyük piramiti yapı kompleksinin ana parçası olup, Khufu'nun onurunda iki ölüye ait tapınağı ihtiva eder (biri piramitin, diğeri ise Nil Nehri'nin yakınındadır).

Üç küçük piramit Khufu'nun eşleri içindir ve küçük Mastaba(Antik Mısır'da dikdörtgen eğik yapılar olup, pek çok seçkin Mısırlı'nın gömüldükleri yerdir) mezarlar, piramiti yüceliğinden dolayı çevreler.

Küçük piramitlerden biri kraliçe Hetepheresin mezarını (1925 yılında keşfedildi), kızkardeşini ve Sneferu nun eşi ve Khufu'nun annesini kapsar. Giza'da çalışanlar için bir kasaba vardı, bu kasaba bir fırın, bira imalathanesi ve bakır eritme kompleksini içeriyordu. Pek çok yapı ve kompleks Giza Haritalama Projesi ile keşfedilmektedir.

Büyük Piramitin birkaç yüz metre güney batısında bir parça daha küçük Kefren Piramiti, Khufu'nun ardıllarından biri genel olarak Great Sphinx Büyük Sfenks'in inşaatçısı ve birkaç yüz metre sonrası güney batıda Menkaure piramiti Khafre'nin ardılı yaklaşık yarısı uzunluğunda.

Khufu nun veziri Haman veya Hemiunu 'nun, Büyük Piramitin bazılarının mimarı olabileceğine inanılır.

Piramitlerin Yapım Tekniği
Keops PiramidiKeops Piramidi : Binlerce yıl boyunca Keops Piramiti'nin bir mezar olduğuna inanılmıştır. Keops Piramiti'nin 30 yılda yapıldığı düşünülmektedir. Her biri yaklaşık 2 ila 10 ton arasında değişen yaklaşık 3 milyon adet taş bloktan yapılmıştır.

Önce bir kent yapılmış taş bloklar taşınmış ve yığılmıştır. Yüzeyin düzleştirilmesi için uzun zaman çalışıldığı sanılıyor. Taş blokların nasıl yerleştirildiği henüz anlaşılmış değil çeşitli kuramlar üretilmektedir. Bir kurama göre yapılan spiral bir rampadan çıkarılan taş bloklar üst üste konuyordu.

Rampa çamur kaplanıyor sulanıyor ve taş bloklar itilerek kaydırılabiliyordu. Diğer bir kurama göre taş bloklar dev manivelalarla kaldırılıyordu. Tarihçi Herodot'a göre, ağır granit blokları, piramitin üst bölümlerine çıkarmak için 925 metre boyunda, 19 metre genişlikte bir rampa yapılmıştır.

Sadece bu rampanın yapılması bile 10 yıl sürmüştür.Bu muazzam mezar, üç ayda bir toplanan 100.000 esirin çalışmasıyla 30 yılda tamamlanmıştır. Daha sonra da Keops'un ve eşinin mumyalanmış cesetleri bu mezara yerleştirilmiştir.

İlk yapıldığında 145,75 metre olduğu düşünülen Keops piramitinin bu güne kadar 10 metresini kaybettiği düşünülmektedir. 43 yüzyıl boyunca dünyanın en yüksek yapısı olarak kalmış, ancak 19. yüzyılda geçilebilmiştir.

Eğimi 54 derece 54 dakikadır. Bir kenarı 227 metre olan dörtgen tabanı 50.524 metrekarelik bir alanı kaplar. Piramitin iç ortasında, tepeden 100 metre kadar aşağıda ve tabandan 40 metre kadar yukarıda firavunun odası vardır.

Firavunun mumyası, hazinesi ve özel eşyası bu odaya konmuştur. Oda 10,5 metre uzunlukta, 5 metre genişlikte ve 6 metre yüksekliktedir. Buraya 50 metrelik bir dehlizden girilir.

Biri kraliçeye ait olan iki oda daha vardır. Piramitin her biri birkaç ton ağırlığında olan iki milyon taş bloktan yapıldığı sanılmaktadır. Eski Mısırlıların neslinden gelen bir azınlık olan Kıptilerin inancına göre, bu piramit Tanrıların Çağına ait bilgilerin bir birleşimidir.

Piramid PlanıPiramitler Hakkında Alternatif Teoriler
Büyük piramitin gizli bilgiler barındırması, ilk olarak Napolyon ordularının Mısır'ı işgali sırasında Frank mühendislerinin çalışmalarıyla ciddiye alınmıştır.

Bu mühendisler piramiti bir triangülasyon noktası olarak kullanmaya kalktıklarında, dört kenarının dört ana yöne dönük olduğunu ve boylam dairesinin de tam piramitin doruğundan geçtiğini fark etmişlerdir.

Doruktan geçen diagonal çizgiler kuzeye doğru uzatıldığında Nil Deltası'nı iki eşit parçaya bölmektedir. Taban köşegenlerinin kesiştiği noktadan kuzeye uzatılacak bir doğru, kuzey kutbunun yalnızca dört mil uzağından geçmektedir (ki piramidin yapımından bu yana geçen uzun süre içinde kutup noktasının yer değiştirmiş olması da mümkündür.)

Bugünün uzunluk ölçüsü olan metrik sistemin birimi metredir. Yani kutuptan ekvatora kadarki meridyen uzunluğunun on milyonda biridir. Bu ölçü Fransızlar tarafından, Mısır işgalinden kısa süre önce ortaya çıkarılmıştır.

Piramitin ölçüsü olarak kullanılan kübit ise, eski Mısırlıların kullandığı ölçüdür ve Fransızlann biriminden binlerce yıl önce bulunmuş bir birimdir. Bir kübit'in uzunluğu bir metreye çok yakın olmakla birlikte, metreden daha dakik bir birimdir.

Çünkü bu ölçü herhangi bir meridyen çevresine değil, kutup ekseninin uzunluğuna göre hesaplanmıştır. Meridyen uzunlukları, dünya çevresine göre değişebilmektedir.

Giza HaritasıGiza Piramit kompleksi haritası
Büyük Piramit'in Mısır kübit'ine göre alınmış bazı ölçüleri, yerküre hakkında, dünyanın güneş sistemindeki yeri hakkında, sonradan, unutulup modern çağda yeniden keşfedilmiş bir hayli bilginin var olduğunu göstermektedir.

Bu bilgiler ancak matematik olarak ifade edilebilmektedir. Piramitin çevresi, bir yıl içindeki gün sayısını (365.24) göstermektedir. Bu çevrenin iki katı, Ekvator'da bir boylam derecesinin bir dakikasına eşittir.

Eğik kenar üzerinden, tabandan doruğa kadar olan uzunluk, bir paralel derecesinin altıyüzde biridir. Çevreyi yüksekliğin iki katına böldüğümüz zaman, (pi) sayısı olan 3.1416'yı bulmaktayız (Bu rakam, eski Yunanlılann bulduğu pi sayısından, yani 3.1428'den çok daha gerçektir).

Piramitin ağırlığı 10 üzeri 15‘le çarpıldığında, dünyanın yaklaşık ağırlığını vermektedir. Dünyanın kutup ekseni, doğrultusunu günden güne değiştirmekte ve böylelikle her 2,200 yılda güneşin arkasına yeni bir burcun gelmesine olanak vermektedir.

ilk durumuna ancak 25.827 yıl sonra varmaktadır. Bu sayı da, 25.826.6 olarak piramitte ortaya çıkmaktadır. Bu sayıyı veren, taban köşegenlerinin toplamıdır. Piramit'in yüksekliği 109 'la çarpıldığında Dünya'nın Güneş'e uzaklığı yaklaşık olarak çıkmaktadır Piramit'in çevresi, yüksekliğinin iki katına bölündüğü zaman pi sayısını bulmaktayız. (3,1416...)

Büyük piramitin içinde Firavun odasının boyutları, iki temel Pisagor üçgeninin eşidir: 2.5:3. ve 3.4.5. Oysa piramit, Pisagor'dan binlerce yıl önce yapılmıştır. Bu verilen ölçülerin, piramitin ölçü rastlantılarından yalnızca küçük bir kısmıdır.

Yapımında sadece 4000 kişi çalışmıştır. Piramitlerde radar gibi cihazların çalışmadığı, arkeleogların bu yüzden hala birçok odayı bulamadığı bilinmektedir.

KefrenKefren Piramidi (Kafre Piramidi)
Mısır'ın başkenti Kahire'de, Gize bölgesinde yer alan bir piramit. Piramidin boyu 143.5 metre, eğimi 53.2 derecedir. Firavun Kefren’in oğlu Mikerinos’un yaptırdığı sanılmaktadır. En önemli özelliği piramidin en üst bölümündeki koruyucu kaplamalarının bozulmadan günümüze kadar gelmesidir.

kefren piramidi 2. piramit olarak anılır. keops piramidi'nden sonra yapılmıştır. kefren piramidi, keops'tan çok daha tevazulu olarak dizayn edilmiştir. kefren piramidi orijinal olarak 3 metre daha kısa ve 14.6 metre daha sınırlıdır. piramitteki 4,880,000 tonluk tüm taşların genişliği tahmin edilmiştir. çünkü platodaki en yüksek binadir.

Keops piramidi'nden çok daha uzundur. piramitte kitabeler bulunamamıştır. odada bir lahit vardır. piramidin 2 girişi vardır ve piramidin içine doğru rehberlik ederler. en üstteki giriş yerden 15 metre yukarıdadir; şimdiki giriş olarak kullanilmaktadir. bir geçit yol gösterir.

Bu geçit yolu odaya 25° derecelik açiyla inmektedir. duvarlara kırmızı granitle çizgiler çizilmiştir. bu odanın içi çok geniştir. ölçüleri 14,2 x 5 x 6,9 metredir. odanin çatısı keopsun odalari düzenindedir. en alttaki koridor direkt olarak en üstteki koridorun altındadır.

Alttaki geçit bir defin odasina çıkar ve görünüşte bitmemiştir. taş yatağı piramidin altındadır. geçit yolu bu odanın altındadır. kefren piramidi'nin ölüleri beklettigi yer, piramidin doğusundadır ve keops;unkinden en iyi şekilde hazırlanmıştır ve vadi tapınağı'na bağlanmıştır.

Kireçtaşıyla iyi bir şekilde gizlenmiştir. kefren piramidi'nin tapınağı da daha fazla incelikle hazırlanmıştır; fakat heykeller ve diğer bileşenler çalınmıştır. evleri, avlusu, geniş koridoru, bazı parçaları hala ayakta durmaktadır. tapınağın da 2 girişi vardir.

Doğu yüzü büyük sütunlarla bir koridora girer. Kefren'in 23 heykeli bu koridorda bulunur. odalar holün kuzey tarafında bulunur. Şu anda ziyaretçilere kapalıdır.

Mikerinos Piramidi : Gize Piramitlerinin en küçüğüdür. Piramit, Mikerinos öldükten sonra oğlu Shepseskaf tarafından bitirtilmiştir. Piramit 66,5 m yüksekliğindedir. Mikerinos'un, Kefren Piramidi ve Keops Piramidinden diğer bir farkı, defin odasının aşağı oda olmasıdır.

Yorum (0) :: Yorum Yaz! :: Bağlantı

29/1/2010 - Mısır Firavunları

Mısır Firavunları


Eski Mısır'da esas olarak çok tanrılı bir din vardı ve bu din binlerce yıl hüküm sürmüştü. Halk hükümdarları geçerken "Ey biz canlıların tanrısı, yaşa, varol!" diye tezahürat yapardı.

Yani hükümdarlarına (Firavun) ilahlık atfetmek gibi çok yanlış bir inanca sahiplerdi. Firavun, Tanrı'nın oğlu veya doğrudan doğruya yeryüzünde yaşayan bir nevi tanrı gibi kabul ediliyordu.

Firavunların saltanatı 3000 yıldan fazla sürdü ve bu arada otuz hükümdar sülalesi birbirini izledi. M.Ö. 1364 yılına gelindiğinde 18'inci sülaleden Ameophis IV (Akheneton) tahta çıktı. Bu sırada Mısırlılar başta Amon (Güneş Tanrısı) olmak üzere birçok tanrıya tapıyorlardı.

Tahta çıktıktan 5 sene sonra 41 yaşında iken kendisinde çok büyük bir manevi değişiklik hasıl oldu. Tanrı'nın bir, isminin ise Aton olduğunu halkına ilan etti. Tapınaklardaki bütün putların kırılmasını, duvarlardaki tanrı (!) isimlerinin kazınmasını emretti.

Ameophis (İmparatorluk tanrısı Amus razı olsun) olan adını Akheneton (Aton'un hadimi, yani hizmetkarı) olarak değiştirdi. Mısır'da o asırda halk tam 13 tanrıya inanıyordu.

Akheneton'un inandığı ve halkının da inanmasını istediği tanrı, kendi ifadesine göre, yalnız Mısırlıların değil, bütün insanların, bütün kainatın tanrısı idi. Güneş'i, Ay'ı, yıldızları yaratan "O" idi.

Akheneton, eski inancın baş şehri olan Teb şehrine karşılık yeni bir başkent kurdu ve adına "Aton'un ufku, Aton'un çevresi" anlamına gelen Akhetaton dedi. Ölünceye kadar bu şehirde yaşadı.

Akheneton'un Bir Şiiri
Tanrı uludur, birdir, tektir. Ondan başkası yoktur. Bir tanedir, O'dur her varlığı yaratan Bir ruhtur Tanrı, görünmeyen bir ruh... Ta başlangıçta vardı Tanrı, Tek varlıktı o. Hiç birşey yokken o vardı. Herşeyi o yarattı (...)

Ezelden beri süregelen varlığı, Ebediyete kadar sürecek, Gizlidir Tanrı, kimse görmemiştir onu. İnsanlara ve yarattıklarına sır kalır her zaman.

MISIR’DA ADETLER
Eski Mısır'a yaşlı bir adam gençlerin bulunduğu bir yere gelince gençler oturdukları yerden kalkmak zorundaydılar. Erkekler sünnet oluyorlardı. Domuz eti yemek günahtı.

Tapınağa girmeden önce el ve ayaklarla yüz belirli bir ritüele uygun olarak yıkanıyor, yani abdest alınıyordu. Cinsel ilişkiden sonra da mutlaka yıkanmak lüzumu vardı (gusül abdesti).

Hz. Yusuf'un Akheneton'dan önce Mısır'a yaşadığını biliyoruz. Demek ki Akheneton'un ortaya çıkmasını, Hz. Adem'den beri süregelen ve Hz. İbrahim'le devam eden ve son peygamber Hz. Muhammed'e (sav.) kadar uzanan o tek kaynağa bağlamak akla daha yatkın olacaktır.

Akheneton'a karşı ayaklananlar
Akheneton'a ilk karşı çıkanlar ve bu yeni inancı beğenmeyenler; din adamları yani rahipler oldu. Bunlar eski sistemin devamından çıkar sağlıyorlardı. Mısır halkından bir kısmını da arkalarına alarak firavunu dinsizlikle suçladılar.

Akheneton öldükten sonra yerine geçen Tutankhaton, rahiplerin isteklerine boyun eğdi. Adını Tutankhamon (Bazı kitaplarda Tutankamon olarak geçer) yaparak, başkenti eski yerine taşıdı ve eski din tekrar serbest oldu. Hz. Musa gelene kadar batılın hükmü Mısır'da sürecektir.

Tutankamon (Tut-Ankh-Amun)
Eski Mısır inanışına göre tanrıların çocuğu ve kendi de tanrı olan firavunun görevi, gerçeğin, adaletin ve dünyadaki güçlerin kusursuz uyumunun tanrıçası Maât'ın simgelediği biçimde, evrensel dengeyi sağlamaktı. Bir firavun öldüğü zaman, Maât tehlikeye giriyor, kaos egemen olamaya çalışıyor ve yalnızca yeni bir firavunun tahta çıkması, dünyanın, yarı-tanrıdan yaratılışı sırasında edilen uyumu bulmasına ve evrensel dengeyi kurmasına olanak sağlıyordu. Ayrıca firavun, Güneş'in doğuşunu ve Nil'in taşkınlarındaki düzenliliği sağlayan kişiydi. Tanrılar katında insanın tek temsilcisi sayıldığından (din adamları yalnızca firavunun temsilcileriydiler), tapınaklardaki kabartmalarda dinsel törenleri uygulayan kişi hep firavun olarak canlandırılmıştır.

Dinsel törenlere, dev heykellere ve kralın propagandasını yapmak için oluşturulmuş metinlere bakılırsa, Mısır halkının gerçekten firavunlarını yeryüzünde yaşayan bir tanrı saydıklarına inanılabilir. Oysa, anlatılandan ve tarih yıllıklarından, bu görüşün doğru olmadı anlaşılır: Uyruklarının gözünde kral, eylemlerine bakılarak yargılanan bir insandır ve her insan gibi yanılgıya düşebilir. Yönetimde yükümlülüklerinin bir bölümünü vezirine aktarmıştır ama, her alandaki (adalet, güvenlik, ordu, iç ve dış siyaset) karar verme ayrıcalığı ondadır. Dolayısıyla resmî ideolojinin, firavunu tanrısal özellikli ve doğaüstü güçlü bir varlık olarak tanıtmasın karşın, halkının ona bütün güçleri elinde toplamış bir devlet başkanı gözüyle baktığı söylenebilir.

Yorum (0) :: Yorum Yaz! :: Bağlantı

29/1/2010 - Mısır Mitolojisi

Mısır Mitolojisi


Mısır mitolojisi ve Mısır dini Hristiyanlık ve İslam dinlerinin yükselişinden önce, yaklaşık 3 bin yıldan uzun bir süre Mısır'daki insanların inançlarının ve dini uygulamalarının bütünüdür.

TANRILAR VE İNANÇ YAPISI
Mısır mitolojisi/dini genel olarak politeistik- henoteistik bir yapıdadır, zaman zaman monoteistik bir yapıya da sahip olmuştur.

Erken dönem inançlar beş farklı gruba ayrılabilir:
-  Heliopolis'in dokuz tanrısı, Ennead. Bunların baş tanrısı Atum'du.
-  Hermopolis'in sekiz tanrısı, Ogdoad. Bunların baş tanrısı Ra idi.
-  Elefantin'in üç tanrısı/üçlemesi, Chnum-Satet-Anuket. Bunların baş tanrısı Chnum'du.
-  Tebes'in üç tanrısı/üçlemesi, Amun-Mut-Chons. Bunların baş tanrısı Amun'du.
-  Memfis'in üç tanrısı/üçlemesi, Ptah-Sekhmet-Nefertem. Diğerlerinden farklı olarak, üç tanrıdan hiçbirinin üçleme oluşana kadar bir bağlantısı olduğuna inanılmıyordu. Bunların baş tanrısı Ptah'dı.

Mısır'ın kompleks ve uzun tarihi süreci boyunca, Antik Mısırlıların inançları, farklı bölge, ırk ve gruplardan çıkan liderlerin arzu ve inançlarıyla birleşerek belli süreçlerden geçmiş, bazı önemli kavramlar birbirinde erirken bazıları kaybolmuştur. Antik Mısır uygarlığının çöküşünden sonra bile bu değişim süreci devam etmiştir.

Örneğin, Yeni Krallık döneminde Ra ve Amun birleşerek Amun-Ra olmuştur ki bu ''birleşme'' ve tek bir tanrı haline gelme '' senkretizm'' olarak tanımlanır. Tarihi süreç içinde tanrılar birden çok senkretik ilişkinin içinde yer almışlardır, örneğing Ra ve Horus'un Ra-Herakty'yi oluşturması gibi.

Fakat bu tür senkretik ilişkilerde dahi, orijinal tanrılar birleşmiş tek tanrının içinde tamamen kaybolmamış, bireysel varlıklarını kaybetmemişler, fakat bireysel varlıkları zayıflamış ve önemsizleşmiştir.

Ayrıca, zaman zaman bu senkretik ilişkiler ikiden çok tanrıyı içermiştir, örneğin, Ptah, Seker ve Osiris birleşip ''Ptah-Seker-Osirisi oluşturmuşlardır. Tanrıçalar da benzer bir süreçlerden geçmişlerdir.

Ayrıca, bazen ''resmi'' veya ''duyurulmuş'' bir senkretizm olmasa da bazı tanrıların çeşitli özellikleri bir başkasınınkiyle yakından ilişkilendirilmiş, özdeşleşmiştir. Örneğin, tanrıçalardan Hathor ve İsis'in (zayıf) ilişkilendirilmesi gibi.

Antik Mısır dininin ilginç bir yönü tanrı ve tanrıçaların bazen farklı ve çelişkili rol ve özelliklere sahip olmasıdır. Bunun bir örneği, aslan tanrıça Sekhmet'te bulunur.

Başta Ra tarafından kendisine (Ra'ya) karşı çıkmış insanları avlayarak cezalandırması için gönderilmiş olan Sekhmet daha sonraları krallığın, genel olarak hayatın ve hastaların koruyucusu olmuştur. Daha karışık bir roller bütünü ise Set'e aittir.

Modern bir bakış açısından, Set rahatlıkla kötülüğün kaynağı olarak tanımlanabilir, özellikle de Osiris ile olan ilişkisi nedeniyle. Fakat bu erken dönem mitolojisine bakınca çok yanlış bir yorumdur, zira erken dönemlerde Set, Ra'nın hizmetinde, Apep'i yok eden ve böylece de Ma'at'ı (Hakikat, Adalet ve Ahenk) devamlı kılan, destekleyen bir tanrıydı.

Her ne kadar sonuç olarak genel bir bakış açısıyla, Antik Mısır dininin ilahi sisteminin bütünü politeistik veya henoteistik bir yapı gösterse de, kendi içinde farklı dönem ve bölgelerde farklı teizm biçimleri içermiştir. Genellikle henoteistik bir doğaya sahip olan inanış, Akhenaten tarafından ortaya konduktan sonra bazı noktalarda monoteizme dahi dönüşmüştür. Antik Mısır inancını belirli bir teistik biçimde ele almak sakıncalıdır. Ayrıca, genel kanının aksine Mısır uygarlığının çöküş döneminde monoteizme karşı bir yönelim yoktu. Aslında, bu Greko-Romen dönemin delilerine göre, senkretizm hâlâ devam etse de, özellikle Mısırlı olmayan tanrılarla Mısırlı tanrılar arasında, birçok tanrı hâlâ kabul görmekte ve tapınılmaktaydı. Ayrıca bu dönemlerde Mısır inancı farklı bölgelere yayılmış ve özellikle Roma inancını etkilemiştir.

TANRILAR VE TANRIÇALAR
Horus
Osirisle İsis'in oğlu, Mısır tahtını miras almıştır. Hatta taht için Seti ile olan savaşları Mısır mitolojisinde onemli yer tutar. Cennetin hükümdarı, yeryüzünün kralı ve kutsal şahin olmak üzere Teslis (üçlü) kavramı Mısır dininin yerleşmiş yönüydü.

Horus'un evrensel olduğu ve ezelden beri var olduğu fikri, birinci hanedanlığa kadar uzanır ki, bu da piramit yazılarında belirtiliyor.

Horus of Behedet (Hadit)
Behedet Şehri'nde tapılan Horus’un formlarındandır. Büyük kanatları, güneş diskinin bir formu olarak gösterilir. Genelde önemli manzaraların üstünde uçtuğu görülür (Mısır’ın dinsel sanatında).

Hadit, Horus’un her zaman her yerde hazır oluşuyla resmedilmiştir. Crowley’in de "Magic in Theory and Practice" kitabında dediği gibi, “son derece küçük ve atomik haldeki her yerde ve her zaman hazır olan parçaya Hadit” denir.

Amset (İmsety, Mestha, Amseth)
Horus’un dört oğlundan biridir. Ölülerin karaciğerinin koruyucusudur ve Tanrıça İsis tarafından korunur.

Hapi
Horus’un dört oğlundan biridir. Babun kafalı mumyalanmış adam olarak görünmektedir. Ölülerin ciğerlerinin koruyucusudur ve Tanrıça Nephthys tarafından korunurdu. Hapi ismi, farklı hiyerogliflerle ifade edilmişti; çoğunlukla ama her zaman olmamak kaidesiyle Nil Nehri Tanrısı'nın ismiydi. Hapi, tacı zambaklardan (yukarı Nil) veya papirus bitkilerinden (Aşağı Nil) yapılmış şişman bir adama benzetilmiştir.

Hator (Het-Heru, Het-Hert)
Mısır’ın çok eski bir tanrıçasıdır, inek tanrı. Hator ismi Yunan uyarlamasıdır. Het-Hert (The House Above) ve Het-Heru’nun (Horus’un evi) değişik biçimlerinden türetilmiştir. İki terim de onun gökyüzü tanrıçası olduğuna işaret ediyor. Sık sık İsis’le eşdeğer tutulmuştur. Hator, Edfu’da Horus’un partneri olarak tapılmıştır. Teb’de ölümün tanrıçası olarak düşünülmüştü. Ayrıca o; aşkın, dansın, alkolün ve yabancı toprakların koruyucusuydu.

Harpocrates (Hor-pa-kraat, Hoor-par-kraat)
"Çocuk Horus", İsis ve Osiris’in oğlu, emzirilen küçük bir çocuk. Parmak emen genç bir oğlan olarak gösterilmiştir. Golden Dawn, sessizliği ona ithaf etmiştir.

Heqet
Hermopolis’teki 8 tanrıdan biri olarak inanılır ve Antinoe’deki Khunum’un partneri olarak görülür.

Heru-ra-ha
Crowley’in Mısır benzeri mitolojisinin karma bir tanrısı; Ra-Hoor-Khuit ve Hoor-par-kraat’ın bir karması. İsmi, Mısır diline çevrildi, tahminen “Horus ve Ra’ya şükredin” anlamına geliyor.

İsis
Sanat tanrıçası. Osiris'in karısı ve kız kardeşi. Horus'un annesi. Büyük bir anne ve zevce olarak, bütün dişi ilahların en popüleri oldu.

Amen (Amon, Amun, Ammon, Amoun)
Amen, saklı olan demektir. Amen, ilk zamanlardan itibaren Teb Şehri'nin baş tanrısıdır ve Hermopolis rahiplerine göre yaratıcı tanrı olarak görülmüştür. Kutsal hayvanları kaz ve koçtur. Orta krallığa kadar Teb’de yerel bir tanrıydı fakat Tebliler, Mısır’da hükümdarlıklarını kurduklarında Amen kalıcı bir tanrı oldu ve 18. Sülale tarafından Tanrıların kralı olarak adlandırıldı. Ünlü tapınağı Karnak, insan tarafından yapılmış en büyük dini yapıdır.

Bugde’ye göre, 19. ve 20. Hanedanlar, Amen’in “görünmeyen yaratıcı güç” olduğunu; cennetteki, dünyadaki, engin derinlerde ve yeraltı dünyasındaki hayatın temeli olduğunu düşünürler ve kendisini Ra’nın formunda gösterir. Amen, ihtiyacı olan her adanmış dindarın koruyucusu olarak karşımıza çıkmıştır. Sonraki inanışa göre Amen, kendi kendini yaratmıştır. Önceki Teb'li inanışa göre Amen, Thoth tarafından başlangıçta varolan sekiz tanrıdan biri olarak yaratılmıştır. Yeni krallık boyunca Amen’in eşi Mut, “Anne” idi ve bunun Mısırlı eşiti “Büyük (ulu) anne” olarak görülmektedir. Bu ikili (Mut ve Amen), Tanrı ve Tanrıça çiftini oluşturur, bu diğer inanışlarda da görülür. Oğulları ay tanrısı Khons’tur.

Amen-Ra
Amen’in rahipleri tarafından sunulan birleşik tanrıdır. Amaçları, Amen’in takipçisi olan Yeni krallıkta (18-21 Hanedan) daha önceki güneş kültünün tanrısı olan Ra ile bir bağ kurmaktı. Bu tip birleşmelerde tanrılar içiçe girerler. Bu tip ilişkiler, Mısır tanrılarında, özellikle kozmik ve ulusal tanrılar arasında sık görülür. Bu Mısır Tanrılarının nasıl görüldüğünün bir örneğidir. Morenz’in dediği gibi “kişilikleri vardır ama bireysellikleri yoktur.”

Bastet
Kedi tanrıça. Bubastis’in Delta Şehri'nde tapılmıştır. Kedilerin ve onlara önem verenlerin koruyucusudur. Sonuçta evde önemli bir tanrıça ve ayrıca ikonografide önemlidir. Papirüste güneş tanrısına saldıran yılanın kediler tarafından öldürüldüğü resmedilmiştir. Dişi aslanın tanrıçası Sekhmet’in yardımsever tarafı olarak görülmüştür.

Anubis (Anpu, Ano-Oobist)
Nepthys’in oğludur Bazı inanışa göre babası Sethi, bazısına göreyse Osiris’ti (hatta bazı inanışa göre ise annesi İsis’ti). Anubis, çakal olarak resmedilmiştir veya çakal başlı tanrı denmiştir. Çakal’ın, lahitleri kolaçan etme eğilimi nedeniyle, ölülerle ilişkili olmuştur ve eski mumyalamanın kâşifi olarak bilinir ve tapılır. Onun görevi ölüleri korumak ve yüceltmektir. Anubis, aynı zamanda Upuaut (yolların açıcısı) olarak bilinirdi ve tavşan başıyla gösterilirdi. Kıyamet günü için ölülere rehberlik ederdi ve ölüleri yeraltındaki ikinci ölümden korumak için gerçeğin derecelerini gözlerdi.

Ra
Tabiatta tapılan en belirgin şey güneştir. Mısır ideolojisinin büyük bir kısmı güneş ve nehir uzerinedir. Güneş ilahları arasında başlıcası Ra'dır (Heliapolis tanrısı). Güneşin diski olarak Ra, atmaca kafalı bir insan olarak temsil edildi. Bu durumda da Ra yaradılışın hükümdarı olarak ele alındı.

Thoth (Tahuti)
Bilgeliğin tanrısıdır. Maat ile beraber zamanın başında kendi kendine yaratılmıştı veya Ra tarafından yaratılmıştı. Hermopolis’te Thoth’dan sekiz çocuk oluşturmuştu, en önemlisi gizli olan Amen’di. Amen, Teb’de evrenin lordu olarak takip edilirdi. Thoth isminin Mısır dilinde orijinali Thuti’dir ve Yunanca versiyonu Thoth’dur.

Thoth, ibiş kuşu başıyla resmedilmiştir ve elinde bir dolmakalem ve her şeyi kaydettiği parşomenler vardır. Tanrıları içeren neydeyse tüm temel görüntülerde Thoth, görevli olarak görünürdü ama özellikle ölülerin hükmünde görülüyor. Tanrılar’ın habercisi (ulağı) olmuş ve Yunanlıların Hermes’iyle eş tutulmuştur. Osirian mitlerine göre Thoth, Osiris’in veziri olmuştur (Şef tavsiyecisi ve papazı). O da Khons gibi ay tanrısıdır ve zamanın, büyünün ve yazının tanrısıdır. Hiyeroglifleri icat edenin Thoth olduğu düşünülür.

Tavaret
Hamile kadınlara göz kulak olan olan suaygırı tanrısıdır.

Bes
Tanrıların cüce soytarısıdır. Afrikalı veya sematik kökenli tanrı, Mısır’a 12. Sülale döneminde gelmiştir. Sakallı, vahşi görünümlü komik bir cüce olarak ve yuvarlak bir yüzle resmedilmiştir. Müzik, iyi yemek ve rahatlamak gibi aile zevklerinin tanrısı olarak sayılır. Ayrıca çocukların eğlendiricisi ve koruyucusudur.

Imhotep (Imouthis)
Imhotep mimar, kâtip ve 3. Sülale'nin Firavun Zoser döneminin büyük (baş) veziriydi. Sakkara‘daki basamaklı piramidi tasarlayıp inşa eden Imhotep’ti. Imhotep, Ptah’ın oğlu ve hekimlik tanrısıydı. Aynı zamanda kâtiplerin başıydı (Thoth ile beraber). Yunanlılar onun Asklepios olduğunu düşünürler.

Khepri (Keper)
Eski Heliopolitan büyük şehir bilimine göre yaratıcı tanrı, Atum ve Ra ile karışmıştır. Mısırca kökeninde Kheper, birkaç anlama gelir, bazısına göre en çok dikkat çeken yaratmak veya dönüştürmek fiilidir; ayrıca “bok böceği” sözcüğüne denk gelir. Bok böceği, güneşin sembolü sayılırdı. Dışkısının çevresine yumurtalarını bırakırdı ve bok böceği güneş tanrısı sembolü sayılırdı. Bok böceği, güneşi, gökyüzüne doğru iterdi.

Sobek
Fayum'un merkezi Crocodillopolis'in tanrısı idi. Orada canlı sürüngenler ve timsahlar havuzlarda muhafaza edilirlerdi. Su tanrısı olarak, aynı zamanda Nil'in yıllık taşmasını ve vadisinin gübrelenmesini sembolize etti.

Set
En eski dönemlerde Set, Aşağı Mısır’ın koruyucu tanrısıydı ve çölün şiddetli fırtınalarını sembolize eder. Bu fırtınaları Aşağı Mısırlılar yatıştırmak için yöntemler aramışlardır. Yukarı Mısır, Aşağı Mısır’ı yendiğinde ve ilk hanedana girildiğinde Set, Yukarı Mısır’ın Hanedanlık Tanrısı Horus’un şeytani düşmanı olarak bilinmeye başlandı. Set; Osiris, İsis ve Nephthys’in kardeşi ve aynı zamanda Nephthys’in kocasıydı.

Bazı mitlere göreyse Aubis’in babasıydı. Set’in kardeşini öldürmesi ve yeğeni Horus’u öldürmeye teşebbüs etmesiyle bilinir. Ama Horus, kurtulmayı ve babasının öcünü almayı başarır. Bunu Mısır’ın her yerinde kurallarını koyarak yapmıştır. Set’i hadım etmiş ve sonsuza kadar onu çöle sürmüştür. 19. Hanedan'da Set’e olan saygı yeniden dirilmeye başlamıştır ve bir zamanların büyük tanrısı olarak görülmüştür. Mısır’ı yabancılardan koruyan ve çöldeki kuvvetleri yardımseverce zapteden tanrı olmuştur.

Shu

Kuru rüzgârların ve atmosferin tanrısı, Ra’nın oğlu, Tefnut’un kardeşi ve kocası, Geb ve Nut’un babasıdır. Hiyerogliflerde kafasına devekuşu tüyü giymiş olarak gösterilmiştir (Maat’ınkine benzeyen). Genelde boylu boyunca uzanmış olan Geb’le kızı Nut’u ayrılarak ayakta durmuş olarak gösterilmiştir. “Shu” ismi genelde “kuru, boş” anlamına gelen shu kökünden geliyor. Shu, aynı zamanda güneş ışığının kişileştirmelerinden biridir. Shu ve Tefnut’un bir ruhun iki yarısı olduğu söylenir. Belki de eşruhların en eski (ilk) kaydedilen örneğidir.

Anuket
Yukarı Mısır’da, Elefantin’in çevresinde, Anuket, Khunum ve Sati’nin (kızları olarak) tapılmıştır. Kutsal hayvanı gazeldi. Soğuk su dağıtıcısı olduğuna inanılır ve kendi insan kafasına tüylü bir taç giyerdi.

Apis
Muhtemelen sadece hayvan olarak betimlenmiş ve hiçbir zaman hayvan başlı bir insan olarak gösterilmemiş eski bir Mısır Tanrısı'dır. Apis, çoğunlukla Ptah’la bağlantılı olmuştur ve kültünün merkezi Memphis’tir. Aslında Apis verimlilik tanrısıdır. Güneş diski ve uraeusserpentten oluşan boğa tacıyla betimlenmiştir. Kutsal Apis boğası, Memphis’te bulunurdu ve Serapum’da büyük bir kitle halinde Apis boğalarının mezarı bulunuyor.

Duamutef (Tuamutef, Thmoomathpf)
Horus’un dört oğlundan biridir. Duamutef, çakal başlı mumyalanmış bir adam olarak gösterilmiş. Ölünün midesinin koruyucusudur ve Tanrıça Neith tarafından korunur.

Edjo
Delta’nın yılan tanrıçası, Aşağı Mısır’ın sembolü ve koruyucusu, Yukarı Mısır’ın tanrıçası Nekhbet’in tamamlayıcısıdır. Kralın tacının bir parcası olarak giyilirdi.

Sothis
Yıldız Sirius için feminen bir Mısırlı ismi, İsis’le birbirine geçmiştir. Hator’la da ilişkilidir.

Tefnut
Nem ve bulutların tanrıçasıdır. Ra’nın kızı, Shu’nun kardeşi ve karısıdır. Geb ve Nut’un annesidir. Kutsal hayvanı olan dişi aslanın başıyla resmedilmiştir. “Tefnut” adı teftef kökünden gelmektedir. Anlamı “serpiştirmek, nemlendirmek” ve kökü “sular, gökyüzü” anlamına gelmektedir.

Selket (Serqet, Serket)
Akrep tanrıçadır. Kafasının üstünde hareketsiz duran akrebiyle güzel bir kadın olarak gösterilmiştir. Onun yaratığı, kötü ruhlu insanlara ölüm veriyordu ve akrepler tarafından sokulan insanlara da hayat veriyordu. O, ayrıca kadınların çocuk doğurmalarına da yardımcı oluyordu. O, Ra’yı tehdit eden şeytani ruhları etkisiz hale getiren kişi olarak resmedilmiş ve İsis’i Set’ten korumak için yedi akrebini göndermiştir.

Selket, Horus’un oğlu, ölülerin bağırsaklarının koruyucusu olan Qebsenuef’in koruyucusudur. Amerika’yı 1970’de turlayan kolleksiyonun bir parçası olan Tuthankamon’un lahitindeki heykeli sayesinde tanındı.

Serapis
Ptolemi dönemi tanrısıdır. Yunanlılar tarafndan Osiris ve Apis’ten düzenlenmiştir. Tahminen İsis’in arkadaşı (partneri), öbür dünya (ölümden sonraki yaşam) ve verimliliğin tanrısıydı. Ayrıca fizikçiydi ve endişeli, üzüntülü inananların yardımcısıydı. Hiçbir zaman çok fazla önem vermedi. Onun kültünün merkezi Alexandria’dır (İskenderiye).

Osiris
Ölülerin tanrısı, ölümsüz yaşam için diriliş tanrısı, kural koyucu, koruyucu, ölülerin yargıcı ve ölünün prototipi olmuştur (Ölü, tarihte “Osiris” olarak görülürdü). Lahitinin bulunduğu yer, Abidos’ta kültünün oluştuğu yerdir. Osiris, Nut ve Geb’in ilk çocuğuyduç. Set, Nephthys ve İsis’in kardeşiydi, aynı zamanda İsis’in kocasıydı. Horus, İsis'ten oğluydu. Bir hikâyeye göre Nephthys, İsis gibi davranmış ve Osiris’i baştan çıkararak Anubis’i doğurmuş.

Osiris başka erkeklerin dünyasının kural koyucusu olmuş ve Ra gökyüzüne kural koymak için dünyayı bıraktığında kardeşi Set, Osiris’i öldürdü. İsis’in sihri sayesinde tekrar yaşama döndü. İlk ölen yaşayan canlı olduğu için sonraları ölülerin lordu oldu. Oğlu Horus, onun ölümünün öcünü aldı. Set’i yenmişti ve onu Batı Mısır’ın çölüne (Sahra) gönderildi.

Tüm Mısır tarihi boyunca dualar ve büyüler Osiris’e yöneltilmişti, onu kutsama ve kendisinin kural koyduğu öbür dünyaya girmesi umulmuştu ama orta krallık süresinde popularitesi arttı. 18. Sülale döneminde Mısır’da en çok tapılan tanrı olmuştu. Osiris’in popularitesi, Mısır tarihinin en son evrelerine kadar dayanmaktadır. Mısır’ı fetheden Roma İmparatorlarında bile halâ onun etkisi görülüyormuş. Firavun kıyafetlerini giyerek ona tapınaklarda adak adıyorlarmış.

Geb (Seb)
Yeryüzünün tanrısı, Shu ve Tefnut’un oğlu. Nut’un kardeşi ve kocası. Osiris, Set, İsis ve Nephthys’in babasıdır. Kutsal hayvanı ve sembolü kazlardı. Genelde yeşil ve siyah tenli olarak gösterilmiştir. Yeşil yaşayan canlıların rengi ve siyah ise Nil’in bereketli çamururun rengidir.

Geb, kötülerin ruhlarını tutuklu tutacak ve onları cennete çıkarmayacaktı. Diğer geleneklerde yeryüzünün dişi olmasıyla çelişerek Geb’in erkeğe özgü (erkeksi) olmasıyla göze çarpar.

Khnum
Koç başlı insan olarak görünürdü. Antinoe ve Elefantin’de tapılıyordu. Çömlekçi çarkında insanlara şekil veren, yaratıcı tanrılardan biriydi. Onun arkadaşları Heqet, Neith ve Sati’ydi.

Khons (Chons)
Teb’in büyük triadlarının 3. üyesi (ailesi Amen ve Mut’la). Khons, ay tanrısıydı. Onun hakkında en çok bilinen hikâye Thoth’la senet (passage) denen eski bir oyun oynarken ışığının bir kısmına bahse girmesidir. Thoth kazanmış, ışığının bir kısmını kaybettiği için Khons bir ay boyunca tüm ihtişamını gösterememiş ve batıp tekrar büyümek için beklemesi gerekmiş. Karnak’taki çevrili olan tapınak ona adanmıştır.

Ptah
Memphis’te tapılıyordu (M.Ö.3100). Ptah, evrenin yaratıcısı olarak görülmüştür. Öbür dünyada erkeklerin ruhlarının yerleşeceği vücutları şekillendirir. Başka mitlere göre Thoth’un emrinde çalışıyordu ve Thoth’un açıklamalarına uygun olarak cennetleri ve dünyayı yaratmakla sorumluydu. Ptah, sakallı takke giymiş, mumya gibi sarmalanmış, elleri ambalajdan çıkmış, elinde asa, Ankh ve Djed (denge, istikrar, sağlamlık işareti) tutuyor. Çoğunlukla Seker ve Osiris’le birlikte tapılırdı, Ptah-seker-ausar adı altında tapılırdı. Sekhmet’in kocası ve Nefertum’un babası (sonra da Imhıtep’in babası) olduğu söylenir.

Qebsenuef (Kabexnuf, Qebseneuef)
Horus’un dört oğlundan biridir. Qebsenuef, mumyalanmış şahin başlı bir adam olarak betimlenmiştir. Ölülerin bağırsaklarının koruyucusudur ve Tanrıça Selket tarafından korunurdu.

Qetesh
Suriyeli bir tanrı olduğuna inanılıyor. Qetesh, aşkın ve güzelliğin tanrıçasıdır. Qetesh, güzel çıplak bir kadın olarak, bir aslanın üstünde ayakta durur veya onu sürer durumda, elinde çiçek, ayna veya yılanlarla resmedilmiştir. Genelde yuvarlak yüzle gösterilmiştir (Mısır sanat ve geleneklerinde alışılmamış bir durum). Aynı zamanda erkekliğin tanrısı Min’in partneri olarak düşünülüyor.

Ra-Horathky (Ra-Hoor-Khuit)
Horizonların Horus’u olan Ra’dır. Ra’nın başka bir tanımlaması da onu Horus’la bir tutmaktır. Bu ikisi, solar gücün göstergesi olarak gösterilmiştir. “Ra-Hoor-Khuit”in yazılışı Aleister Crowley tarafından önce "Book of Law" kitabında popülerize edilmiştir.

Sekhmet
Dişi aslan tanrıçasıdır. Ptah’ın tanrısı olarak takip edilmiş. Ra’nın gözündeki ateşten insanları günahlarından dolayı cezalandıracak olan bir intikam yaratığı olarak yaratılmıştır. Sonra da doğrunun barışçıl bir koruyucusu olmuştur. Yardımsever Bast ile yakından ilgilidir.

Maat
Çeşitli geleneklere göre Thoth’un karısı, Ra’nın kızı olduğu düşünülmüştür. Maat’ın adı “gerçek” ve “adalet” hatta “kozmik sıralamayı” ifade eder. İngilizce’de net bir söylenişi yoktur. Maat’ın konseptinde bir kişileştirme ve biraz da mitoloji vardır. Maat, saçında devekuşu tüyü olan uzun boylu bir kadın olarak belirtilmiştir. O, ölümün kararı için vardı ve tüyü, ölünün saf ve dürüst bir hayat yaşamış olup olmadığına karar vermek için ölünün kalbini dengelerdi.

Min (Menu, Amsu)

Elinde yıldırım taşıyan Amen’ın bir formu olarak (Mısır sanatında yıldırım olarak belirtilmeye çalışılmış) ve ereksiyon halindeki penisiyle resmedilmiştir. Tam adı Menu-kamuf-f (Min, Annesinin Boğası). Erkekliğin (güç ve iktidar) tanrısı olarak tapıldı, Ona marul (lahana) hediye edilmiştir (sunulmuştur) ve sonra erkekliği elde etme umuduyla bunlar yenmiştir. Kadınlığın (feminenliğin) ve aşkın tanrıçası Qetesh’in kocasıdır.

Month (Mentu, Men Thu)
Amen kültünün doğmasından önce Teb’in baş tanrısıydı. Şahin başlı adam olarak gösterilir ve Horus’la birleşmiştir. Aslında savaş tanrısıdır.

Mut (Auramooth)
Teb geleneklerinde Amen’in karısı, Mısır dilinde mut “anne” ve ay tanrısı Khons’un annesidir.

Nefertum
Ptah ve Sekhmet’in genç oğludur. Doğan güneşle bağlantılı olarak zambak çiçekleriyle taçlandırılmış veya zambak çiçeğinin üstüne oturtulmuş olarak resmedilmiştir.

Neith (Net, Thoum-aesh-neith)
Eski bir savaş tanrıçasıdır. Delta’da tapıldı. Bilgelik tanrıçası olarak saygı gösterildi. Yunan mitine göre Athena olarak gösterilmiş, daha sonraki inanışlara göre İsis, Nephthys, Selket’in kız kardeşiydi ve ölülerin midesinin tanrısı Duamutef’in koruyucusuydu. Timsah tanrı Sobek’in annesiydi.

Nekhbet
Yukarı Mısır’ın büyük tanrıçasıdır. İkonu akbaba ve firavunun tacının bir parçasıdır. Aşağı Mısır’ın tanrıçası olan Edjo’nun tamamlayıcısıdır.

Nephthys (Nebt-het)
Geb ve Nut’un en genç çocuğu, Set’in kardeşi ve karısıdır; İsis ve Osiris’in kardeşidir. Anubis’in annesidir (Set veya Osiris’in oğlu). Set, Osiris’i öldürdüğünde onu terketmişti ve İsis’e Horus’un bakımında ve Osiris’in dirilişinde yardımcı olmuştu. Kardeşiyle birlik olmuş ve ölülerin özel koruyucu tanrıçası olarak düşünülmüş ve ciğerlerin koruyucusu olan Hapi’nin gardiyanı olmuştur.

Nut (Nuit)
Gökyüzü tanrıçası, Shu ve Tefnut’un kızı, Geb’in kızkardeşi ve karıs;, Osiri, Set, İsis ve Nephthys’in annesidir. Crowley Magic'in "Theory and Practice" kitabında “sınırsız uzaya tanrıça Nuit denirdi” demiş. Nut, genelde mavi tenle ve vücudu yıldızlarla kaplı, 4 ayak üzerinde ve kocasının üzerine eğilerek resmedilmiştir. Gökyüzü olarak dünyanın üzerinde kemer gibi uzanmıştır. Nut’un Hadit’le olan ilişkisi Crowley’in bir buluşudur. Bu ejiptolojide bir temele bağlı değildir. Hadit, genelde Nut’un altında resmedilmiş. Birisi Nut’un bir resim üst karesinin oluşturduğunu buluyor ve kanatlı disk Hadit, sessizce aşağıdan uçuyor.

Sati
Elefantin’in tanrıçasıdır. Khunum’un eşi, Soğuk su dağıtıcısı Anuket ile beraber eş olmuşlardır. İnsan başı, Yukarı Mısır’ın tacıyla ve gazellerin boynuzlarıyla betimlenmiştir.

Seker
Işığın tanrıçası ve yeraltından başlayan öbür dünyaya giden ölülerin ruhlarının koruyucusudur. Seker, Ptah’ın bir formu veya Ptah-seker veya Ptah-seker-ausar’ın bileşik tanrılarının bir parçası olarak Memphis’te tapılırdı. Seker, genelde şahin kafasıyla ve Ptah’ınkine benzer bir şekilde mumyalanmış olarak resmedilmiştir.

Yorum (0) :: Yorum Yaz! :: Bağlantı

29/1/2010 - Mısır'ın Fiziki Yapısı

Mısır'ın Fiziki Yapısı


Kuzeydoğu Afrika'da yer alıp, Sina Yarımadası ile Asya'ya bağlanan Mısır'ın kuzeydoğusunda İsrail, doğusunda Kızıldeniz ve Suudi Arabistan, güneyinde Sudan, batısında Libya ve Akdeniz bulunur.

Kuzeyi ve doğusu deniz, güneyi ve batısı çöl olan, şekil itibariyle kareyi andıran Mısır, 23° kuzey ve 31° kuzey enlemleriyle 25° doğu ve 35° doğu boylamları arasında yer alır. Stratejik mevki itibarıyle Asya, Avrupa ve Afrika arasında kilit bir noktadadır.

Afrika'nın ve Mısır'ın can damarı Nil Nehri, ülkeyi dört bölgeye ayırır: Nil Nehri havzası, Sina Yarımadası, Doğu (Arap) Çölü, batı ve güney çöller bölgeleri.

Nil Nehri, başlangıcı Victoria Gölü olmak üzere 6390 km uzunluğundadır. Eğer bu göle dökülen Kagera Nehrinin kaynağı başlangıç kabul edilirse, 6671 km olur. Buna göre dünya nehirleri arasında, kolları hesaba katılmaksızın, en uzun olanıdır.

Nil, Bahrelgazal ve Mavi Nil ile birleştikten sonra 250 m'lik çavlanlarla Mısır topraklarına girer. Mısır'ı boydan boya geçerek Kahire'de kollar ayrılıp, geniş bir delta yaparak Akdeniz'e ulaşır.

Uzunluğu 500 km olan, 5000 km2lik, Nasır Gölünden çıktıktan sonra genişliği 500 m olan Nil Nehrinin Kahire yakınlarına ulaştığındaki genişliği 2 km civarındadır. Burada biri Süveyş Kanalına birleşen bir başka kanal olmak üzere iki ana kola ayrılır.

Ortalama 3 km genişliğinde olup, bazı yerlerde 23 km'ye ulaşabilen Nil Nehrinin Reşit ve Damietta adlı bu iki büyük kolu arasındaki delta, en geniş yeri 250 km ve uzunluğu 160 km olan bir bölgedir. Sanki Mısır bu bölgededir.

Mısır'ın can damarı, hayat kaynağı olan Nil, meydana getirdiği yemyeşil ve verimli havzasıyla, çoğunluğunu sarı çölün teşkil ettiği 1.001.449 km2lik muazzam toprakları ıssız bıraktırmış ve Mısır'ı 36.000 km2ye sıkıştırmıştır.

Nil'in batısı, Libya sınırına kadar, 10.000.000 km2lik Büyük Sahra'nın uzantısı Libya Çölünün devamı olan batı ve güney çölleri, ülkenin dörtte üçüdür. Yüzölçümü 673.000 km2lik çöl yaylasının ortalama yüksekliği, güney batıdaki 2000 metre yükseklikteki kayalık engebeli arazi hariç 250 m civarındadır.

Kızıldeniz kıyısındaki Doğu (Arap) Gölü ise nisbeten dağlık olup, en yüksek yeri 2100 m'ye ulaşır, kuzeyde Akdeniz, güneyde Kızıldeniz, batıda Süveyş Kanalı ve Körfezi doğuda da Gazze şeridi, Arap Körfezi ve İsrail'le çevrili, ucu güneye bakan üçgen şeklindeki Sina Yarımadası, Doğu Gölü bölgesi gibi sivri tepelerle kaplı bir yayladır.

Bu yüksek araziler, Asya-Afrika bağlantılarını meydana getiren birçok boğaz ve geçitlerle doludur. Mısır'ın en yüksek tepeleri olan Sina Dağı 2641 m ve El Thbet Dağı 2439 m'dir.

Mısır'ın yaklaşık 1000 m uzunluğundaki Akdeniz kıyıları, genel olarak dik ve girintisiz çıkıntısızdır. Nil Nehrinin meydana getirdiği delta ağzı ise kısmen düzdür. Kızıldeniz kıyıları 1800 km'dir.

Bazı yerleri alçak ve kumluk, bazı yerleriyse oldukça yüksektir. Mevcut mercan kayalıkları ulaşımı aksatır. 1869'da kesin olarak açılmış Süveyş Kanalı ile Akdeniz ve Kızıldeniz birleştirilmiş ve Hindistan'a giden deniz yolu kısalmıştır.

İKLİM
Mısır, sıcak ve kurak bir iklime sahiptir. Yaz ve kış olmak üzere iki mevsim hüküm sürer. Kış ayları sert olmayıp, oldukça yumuşaktır. Akdeniz kıyılarında yıllık yaklaşık 200 mm civarındaki yağışlardan başka, yağış pek görülmez.

Güney bölgelerde yaz günleri 43°C'ye kadar ulaşabilen sıcaklık, kış aylarında 15°C civarına düşer. Mısır'ın gece-gündüz arasındaki sıcaklık farkı ise yüksektir. Mesela çöl bölgesinde gündüz 37°C olan sıcaklık, gece 15°C'ye kadar düşebilmektedir.

Ülkeyi etkileyen kuzey rüzgarlarından başka Nisan ve Mayıs aylarında ortaya çıkan 'hamsin' rüzgarı, kum fırtınalarına sebep olur. Bu kavurucu rüzgar, ülkenin % 80'ini kaplayan Batı Sahrası'nın uzantısı olan batı ve güney çöllerinden doğuya doğru eser.

TABİİ KAYNAKLARI
Mısır'ın kurak ve sıcak iklimi, ormanlık alanlarının olmasına ve bitki örtüsünün zenginleşmesine mani olmuştur. Kıyı bölgeleri de, Nil kıyıları ve havzasıyla çöllerde bulunan vaha ve kuyular çevresinde bitki örtüsü yemyeşil ve verimlidir. Diğer bölgelerdeyse çoğunlukla sarı çöldür.

Çöller genellikle kurak bitki örtüsüne sahiptir. Ülkenin tek hayat kaynağı Nil suları, en önemli tabii kaynağı teşkil eder. Nil Nehri suları, bugün kontrol altına alınmış ve dolayısıyla ülkenin sadece 1/28'ini teşkil eden Nil Vadisiyle bereketli deltasından yılda tek ürün yerine üç ürün alınmaktadır.

Nil sularıyla meydana gelen güneyindeki Assuan sun'i gölünün çevresi 3000 km, yüzölçümü 5000 km2 ve en derin yeri 70 m'dir.

Bitki örtüsü gibi, hayvanlar bakımından da vasat olan Mısır'da daha çok evcil hayvanlar görülür. Çöl olan bölgelerde umumiyetle ceylan, nubian keçisi, sırtlan, çakal, çöl tilkisi, yabani tavşan ve vaşak yaşamaktadır. Ayrıca birçok tür kuş ve yabani ördek de bulunur. Yaylalık bölgelerdeyse kaba çuha ve devekuşu yaşar. Nil suları ise, tatlı su levreği bakımından zengindir.

En önemli yeraltı kaynağı petroldür. Batı ve doğu çölleri, Süveyş Körfezi ve Sina Yarımadası petrol bakımından oldukça zengindir. Demir filizi, fosfat, kireçtaşı ve tuz diğer önemli tabii kaynaklarıdır.

Yorum (0) :: Yorum Yaz! :: Bağlantı

29/1/2010 - Mısır'da Siyaset ve Ekonomi

Mısır'da Siyaset ve Ekonomi


Mısır, kişi başına milli gelir bakımından Afrika'nın en zengin ülkesidir. Fakat dünya ülkeleri arasında ortalarda yer alır. 1980 yılından evvel Mısır, iktisaden dünyanın en kötü on ülkesi arasındaydı. Camp David Anlaşmasından sonra Enver Sedat'ın yeni ekonomik tedbirleri ile % 10 kalkınma hızı ile dünyanın en hızlı kalkınan ülkeleri arasında yer aldı.

Mısır, sulama sistemlerinin düzenlenmesinden evvel oldukça fakir ve dengesiz bir ülkeydi. Daha sonra açılan kanallar ve inşa edilen sulama sistemleriyle, Nil suları kontrol altına alınmıştır. Böylece yılda ancak bir defa alınabilen ürün miktarı üçe çıkmıştır.

Nil Vadisi ve deltası tarıma elverişli olan bölgedir. Ekilebilir alanların artmasına sebep olan barajlar ve sulama sistemleri gibi su kontrol sistemlerinin en önemlisi, Büyük Assuan Barajıdır. Bu barajın inşası Kavalalı Mehmed Ali Paşa tarafından planlanmış ve ancak çeşitli sebepler yüzünden 1902 yılında tamamlanabilmiştir.

En son olarak 1934'te yükseltilmiş olan baraj, 4 km uzunluğunda, 110 m yüksekliğinde olup, 500.000 hektarlık yeni bir arazi bölümünü ekime müsait kılmıştır. Barajın hemen güneyinde 554 km uzunluğunda, 5000 km2 yüzölçümündeki Nasır Gölü yer alır.

Böylece on iki türbini olan barajlardan yılda 10 milyar KW'lık elektrik üretilebilmektedir. Yaklaşık 130 milyar metreküp su hacimli baraj, son yirmi yıl içerisinde tarım ürünlerinde üç misli bir artışa sebep olmuştur.

Baraj çevresi, Nil vadi ve deltası ve kıyı bölgelerde daha çok pamuk, fasulye, mısır, buğday, şekerkamışı, akdarı, pirinç, soğan, patates, sebze ve meyve yetiştirilir.

Mısır, maden bakımından zengindir. Petrol, manganez, çinko, demir, kurşun, fosfat, krom, altın, amyant, kükürt, volfram ve titan en önemli madenleridir. Ayrıca, kireç taşı, tuz, bazalt ve pembe mermer oldukça bol çıkarılır.

En önemli ihraç ürünleri; pamuk, pirinç, petrol, tabii gaz, fosfat, tuz, demir, manganez, sigara, post ve deridir. Buna karşılık dışarıdan buğday, makine, teknik malzeme, harp silahı, araç ve gereçleri satın alır.

Mısır ekonomisi, tarımdan başka endüstri ve turizme de dayanır. Tekstil, kimyevi ürünler, petro-kimya ve çimento başlıca endüstri dallarıdır. Mevcut eski ve tarihi eserler, her mevsim uygun iklimi ve kıyıları turistlerin ilgisini çekmektedir.

Dünyanın yedi harikasından olan piramitler ve İskenderiye feneri, kral mezarları, sfenksler önemli turizm gelir kaynaklarıdır. Bundan başka uzun ve çeşitli tarihe sahip olmasıyla Mısır, birçok milletin izlerini taşır. Özellikle Emeviler, Abbasiler, Memlükler ve Osmanlılardan kalma cami ve medreseler, han ve kervansaraylar önemli tarihi yerlerdir.

Mısır'ın diğer önemli gelir kaynaklarından biri de Süveyş Kanalı ve Sina Yarımadasındaki mevcut petrol kuyularıdır.

Süveyş Kanalı Firavunlar devrinden beri mevcuttu. M.Ö. 600 yıllarında Nil ile Kızıldeniz birleştirilmişti. Sonraları kumla dolmuştu. Yavuz Sultan Selim Han, İkinci Selim Han ve Üçüncü Mustafa Han zamanlarında kanal için teşebbüslerde bulunulmuş ve nihayet 1859'da Mısır Hidivi Said Paşa zamanında 50.000'in üzerinde işçi kullanılarak kanal kazılmaya başlandı.

1869'da hizmete açıldı ve üç yıl sonra senetleri İngiltere'ye satıldıysa da, 1956'da millileştirildi. Genişliği 150 m, derinliği 14 m ve uzunluğu 172 km olan kanal, Mısır ticari dengesindeki pürüzlerin yarısından çoğunu karşılamaktadır.

1967 İsrail Harbi bu gelirlerin kaybına yol açtıysa da Enver Sedat'ın Camp David Antlaşmasını gerçekleştirmesinden sonra tekrar ekonomik kalkınma hızına katkıda bulunmaya başlamıştır.

Ulaşım: Mısır'da yerleşim merkezleri arasında yeterli bir ulaşım ağı vardır. 5335 km'ye varan demiryolları, devlet tarafından işletilmektedir. Karayollarının uzunluğu ise 32.241 km'ye ulaşmıştır. Bu yolların % 52'si asfalt kaplıdır.

Demiryolları ve karayollarının büyük bir kısmı yerleşim bölgesinin yoğun olduğu Nil Havzası boyunca yer almaktadır.

Nil'in büyük kısmında, belli tonaja kadar olan gemilerle ulaşım yapılmaktadır. Aynı zamanda iki yanı denizle çevrili olan Mısır'da her türlü geminin yanaşabileceği limanlar vardır. Ülkenin büyük şehirlerinde ve büyük kısmında hava alanları bulunmaktadır. Hava ulaşımı Mısır Hava Yolları tarafından sağlanmaktadır.

Başkanlık sistemine dayanan Mısır Cumhuriyeti, 25 idari bölgeye (illere) ayrılır. En güçlü lider kabul edilen başkan, altı yılda bir halk tarafından seçilir. O da, hükumeti kurar ve başkanlık görevini yürütür. Ayrıca kendisine yardım edecek bir başkan yardımcısı vardır.

On üyesi devlet başkanınca tayin edilen meclisin geri kalan 392 üyesi, beş yıl için halk tarafından seçilir. Mısır vilayetleri, valiye bağlı olup, müdürlerle idare edilen kazaların temsilcilerinden meydana gelen 'il konseyi' tarafından idare edilir.

Mısır'da 1952'de yapılan askeri darbe, Melik Faruk'u devirmiş ve yerine yeni bir politik sistemin devri başlamıştır.

Sedat döneminde daha çok barışçı ve ekonomik kalkınmaya dönük bir politika takip edilmiştir. Bunun neticesi ABD aracılığıyla gerçekleştirilen Camp David Barış Antlaşması ile İsrail'le barış sağlanmıştır.

Ayrıca ekonomik kalkınma gerçekleştirilmiş ve nükleer santraller yapılmıştır. Enver Sedat'tan sonra yerine geçen Hüsnü Mübarek, liberal iktisad sistemi, özel teşebbüs, basın hürriyeti, çok partili demokrasi hayatı olan Sedat modelinde bir değişiklik yapmadı.

GÜNDELİK HAYAT
Mısır’ın can damarı olmaya devam eden Nil Nehri’nin nüfusunun %96 sı çetin doğa koşullarıyla uğraşmak yerine Nil Deltası’nda ya da Nil Vadisi’nde yaşamaktadır.

1971 yılında yapılan Assuan Yüksek Barajı Nil’in eski taşkın döngüsüne son vermiştir.Bununla birlikle Mısırlı çiftçiler(fellahlar) yapay gübrlere bel bağlamak zorunda kalamamıştır. Kırsal yerleşim Mısır’da yoğun bir şekilde tarım yapılan tarlaların çevrelediği, nüfusunun 500 ile 10.000 arasında değişen köylerden oluşmaktadır.

Bu evler çoğunlukla bir veya 2 katlı  olup her köyde bir cami ya da kilise ayrıca renkli güvercin yuvası, birkaç dükkan ve resmi bir hükümet binası vardır.Köylerde yaşayanların çoğu tarımla ilgilenir. Her yerde tarlalarda uğraşan veya manda, koyun ve keçi gibi değerli hayvanlarını otlatan geleneksel celebiyyeleri (uzun gömlek) içinde çiftçiler görülür.

Kentsel nüfus ise 1980’lerden sonra hızlıca artmıştır. Tarım alanları üzerindeki baskının artması ve kentlerdeki hizmet sektörününgelişmesi çoğu Mısırlının kırsal yerlerden kentlere göç etmesine sebep olmuştur.

Kentlerde ki binalar çoğunlukla düz çatıları ve balkonları olan birbirlerine çok yakın inşa edilmiş iki katlı ya da yüksek apartmanlardan oluşmaktadır. Bununla birlikte kentlerde ki aşırı nüfus artışı yüzünden trafik tıkanıklıgı gibi sorunlara yol açmıştır.

Mısır genelinde hala aile ataerkil toplumun en önemli parçasıdır.Bir bireyin sosyal kimliği geleneksel olarak o kişinin ilişkiler ağındaki konumuyla sıkı sıkıya bağlantılı olup günümüzde ise aileler daha dağınık ve bir arada yaşan büyük aile ideali giderek azalmaktadır.

DİN VE KÜLTÜR
Mısır toplumunun her düzeyini güçlü dinsel inançları desteklemektedir.Mısır anayasında İslam resmi din olarak kabuledilmekte ve nüfusun % 90’ı Sunni Müslüman, kalan kısmıda çoğunlukla Kopt kilisesine bağlı Hıristiyandır.

Buna rağmen eger bir Mısırlıya ‘’Yarın görüşürüz’’ derseniz dini inancınız ne olursa olsun size cevabı hep aynı olacaktır ‘’İnşallah’’. Aslında Mısırda bulunan çok sayıda ki kumarhane, bar, gece kulübü ve sahil beldesi sıradan turistler için, özellikle de büyük kentlerin dışında yaşayan Mısırlıların geleneksel ve dinsel değerlerine çok fazla bağlı ve hayli tutucu olduklarını gizleyebilir niteliktedir.

Mısır toplumu içinde kumar oynamak, içki içmek genellikle hoş karşılanmaz ve erkekler deniz kıyısı dışında şort giymezler ve kadınlarda çoğunlukla herzaman kapalıdırlar. Kadınlar daha çok bağımsızlıklarını ve eğitim haklarını kazandıkları 1970’lerde, tarım dışı iş gücünün önemli bir kısmını oluşturdukları için çoğu Müslüman kadın hicap (türban) kullanmıyordu.

Ama 1990’lı yıllarda İslamcı tutcuların istekleri ile kadınlar daha mütevazi giyinmeye, Kahire de dahi olsa başlarını kapatmaya, bol giyisiler giymeye başladır fakat buna rağmen yinede çalışan kadın sayısında ki yükseliş değişmemiştir.

Mısırlılar yıllarca yabacılar tarafından yönetildi,ancak Cemal Abdül Nasır’ın son yabancı yabancı yanlısı kralı tahtan indirdiği ve halkı için gerçek Mısırlı kimliğini biçimlendirdiği 1952 yılından itibaren tam bağımsız olmuşlardır.

Bu dönemde Mısır bir siyasi karmaşa ikilemine karşın, Arap dünyasının divası Ümmü Gülsüm’ün büyük kitlelere konser verdiği, Necib Mahfuz’un en ünlü romanlarını kaleme aldığı bir kültürel canlanma dönemi olarak kabul görmektedir.

Mısır edebiyatını tek başına canlandırmayı başaran Necib Mahfuz 1988 yılında Nobel Ödülünü almıştır. Mısır’da Necib Mahfuzla rekabet eden çok az yazar okitlesi olmuştur. Mısır’da hala Ümmü Gülsüm’ün duygusal müziği dükkanlarda, taksilerde çalınmaktadır.

Mısır sineması ise 1940 ve  1950’lerde altın çağını yaşamıştır. Bütün Arap dünyası için filmler yapılmaktaydı. Günümüzde ise sadece uluslararası film festivallerinde daha geniş bir izleyici kitlesine ulaşabilen birkaç bağımsız film dışında övgüye değer bulunan çok az filmi vardır.

Yorum (0) :: Yorum Yaz! :: Bağlantı

29/1/2010 - MISIR ŞEHİRLERİ

Mısır Şehirleri


Kahire :
Kahire (Arapça:al-Qāhira - "galip"), Mısır'ın başkenti ve Arap dünyasının en büyük şehridir. Şehirin ismi Mısırlılar tarafından çoğu kez ülkenin ismi olan Arapça Misru, Mısır arapçası Masr olarak adlandırılır.

Kahire şehir merkezinde 7.734.614, banliyöleriyle 15.502.478 nüfusuyla (1 Ocak 2005 itibariyle) Afrika kıtasının en büyük metropolü konumundadır. Şehir, Mısır devlet başkanı tarafından atanan vali tarafından idare edilmektedir.

Sharm El Sheikh :
Sharm El Sheikh şehri Mısır'ın en işlek ve en modern kentlerinden biri olma özelliği bulunmaktadır. 20 sene önce ufak bir köy görünümünde olan şehir, gizli bir çok güzelliği içinde barındırdığı fark edildiğinde, dünyanın gözünü üzerine çevirmiştir.

Şehrin muhteşem doğası ve dalış merkezlerini içinde bulundurması nedeniyle Mısır'ın en çok konuşulan şehirleri arasında yer almaktadır.

İskenderiye :
İskenderiye, Mısır'ın Akdeniz kıyısında bulunan ikinci büyük şehridir.

M.Ö. 332 yılında Büyük İskender tarafından kurulmuş ve adını kurucusundan almıştır. Eski çağlarda dünyanın yedi harikasından biri olan feneri ve zamanının en büyüğü kütüphanesiyle tanınan İskenderiye, bugün Mısır'ın turizm açısından önemli şehirlerden biri durumundadır.

Aswan :
Aswan ( Assuan ) Bu bölge zengin tarihinin yanısıra Mısır'ın gelişiminde önemli rol oynamıştır. yüzlerce önemli tarihi yere sahiptir. Bölge Aswan'dan güneye Nasır gölüne kadar uzanır. Tarihi alanlar Aswan ve civarı yanısıra Nasır'ın sahillerinde de bulunur.

Abu Simbel :
Abu Simbel Eski Mısır firavunlarından Ramses II (M.Ö. 1301-1235) devrine ait en önemli eser olan Abu Simbel Tapınakları; Nil Nehri kıyısında, Nübya Çölü kenarındaki Abu Simbel Dağı'nın kayaları oyularak yapılmış biri büyük, diğeri daha küçük olan yeraltı tapınaklarıdır.

Büyük tapınak, 55 metre kaya içine uzanır. Eski Mısır'ın üç büyük tanrısı Ra, Amon, Harakhkes'e ve firavunun kendisine sunulmuştur.

Yorum (0) :: Yorum Yaz! :: Bağlantı

29/1/2010 - MUMYALAMA

Mumyalama


SfenksMumyalama tekniklerinin amacı, ölen kişinin hayattayken sahip olduğu görünüşünü korumasını sğlamaktı.Bu yapılırken önce vücut iç organlarından ve suyundan arındırılır, üzerine güzel kokular dökülür, çürümeyi engellemek için hoş kokulu ve şifalı bitkilerle doldurulurdu.

Daha sonra şeritler kullanılarak özenle sarılan mumya, koruyucu muskalarla kaplanırdı. Ölü yıkandıktan sonra burnundan sokulan aletlerle beyin boşaltılırdı. Göz ve ağız boşukları, yağlı keten tamponlarla doldurulup göz kapakları kapatılırdı.

Rahip, habeş denilen keskin bir opsidyenle vücüdun sol tarafını açarak, içindekileri tamamen boşaltır ve bunları "kanopik" denilen çömlek ve vazoların içine koyardı. Boşalan karın kısmı ve kdınların göğüs içleri, hurma şarabı ve kokulu bitkilerle temizlendikten sonra, reçine, tarçın,soğan ve kokulu mir ile karıştırılmış ağaç talaşı yerleştirilirdi.

Açılan yerler dikildikten sonra Mısırlılar'ın "Net-jeryt" denilen ve Kahire yakınlarındaki bir vadide bulunan "Natron" tozu sodyum karbonat ve ya Sodyum Klorit (tuz) ile karıştırılan madde içinde 40 ve ya 70 gün (soylular için 272gün) bekletilirdi.

Böylece vücuttaki nem emilir,organik yapı antiseptik korumaya alınırdı. Bir çeşit insan salamurası olan bu işlemin sonunda eller göğüste veya,karın üzerinde birleştirilerek vücüt yatar durumuna getirilir ve kurutulurdu.

İç içe konulan bir çok tabuta yerleştirilen mumya son olarak bir lahitin içine yerleştirilirdi. Her,lahitin üzerine ölen kişinin tasviri yontulurdu. Bunların amacı ise başka bir batıl inanca yönelikti.

İç organlarının konulduğu kanoposlar, ölünün hizmetçiliğini yaptığına inanılan küçük,heykeller, cenazeye göz kulak olurlardı.

Tüm bu eşyaların üzerinde yazılar veya sembollerle dolu etiketler bulunurdu. Tüm bu batıl ritüellerin Hak Din'den etkilenen yönleri de vardı. Bu inanca göre ölünün cennete gitmesi için Tanrı,Osiris'in mahkemesinden geçmesi gerekirdi.

Bu yüzden sorulan sorulardaki tuzaklara ölünün düşmemesi,için tabuta bir de ölüler kitabı konulurdu. Mumyalama, zaman içinde olgunlaşmış, birçok inançtan,izler taşıyan karmaşık bir ritüeldir.

Mumyalama işlemi ölüyü öbür dünyadaki yaşamına hazırlamak için yapılan bir dizi törenden sadece,başlangıç olanıdır. Bu işlem insanların yanı sıra boğa, timsah, kedi gibi hayvanlar için de, yapılmaktaydı.

Arapça ve Farsça'da "mumiya", doğada bulunan katran ve bunun karışımlarına denilir,ilaç olarak da kullanılırdı.Gerçekte ölünün bedenini konserve edercesine korumak için yapılan,"tahnit" işleminde katranın kullanılması, onu mumya ile eş anlamlı yapmıştır.

Mumyalama Dışında
Mumyalama
Eski Mısır'da tıbbın ulaştığı gelişmişlik düzeyi oldukça şaşırtıcıdır. Kazılarda ele geçen bulgular, arkeologların yanı sıra birçok tarihçiyi de hayrete düşürmüştür. Çünkü hiçbir tarihçi MÖ. 3000'lerde yaşamış eski bir medeniyetten böylesine gelişmiş bir teknoloji beklemiyordu.

Bugün X-ışınları kullanılarak, mumyalar üzerinde yapılan incelemeler sonucunda Antik Mısır'da beyin ameliyatlarının yapılmış olduğu anlaşılmıştır. 34 Üstelik bu ameliyatlar oldukça profesyonel yöntemler kullanılarak gerçekleştirilmiştir.

Cerrahi operasyon geçirmiş mumyaların kafatasları incelendiğinde, ameliyat yerlerinin düzgünce kesilmiş olduğu görülmektedir. Hatta bu insanların ameliyattan sonra hayatta kaldıklarını ispatlayan, kaynamış kafatası kemiklerine rastlanmıştır.

35 Diğer bir örnek ise bazı ilaçlarla ilgilidir. 19. yüzyılda oldukça hızlı bir ilerleme kaydeden deneysel bilim sonucunda tıp alanında da büyük gelişmeler oldu. Antibiyotiğin keşfi de bu yüzyıldaki gelişmelerden biridir.

Aslında bunlara "keşfedildi" demek hata olur, çünkü bu tekniklerin büyük bir bölümü Antik Mısır'da zaten kullanılıyordu. 36 Mısır Firavunu Tutankhamun'un cesedi, içiçe geçen iki tabut içinde muhafaza ediliyordu.

MumyalamaMısırlıların tıp ve anatomide ne kadar ileride olduklarını gösteren en önemli eserlerden biri de, kuşkusuz geride bıraktıkları mumyalardır. Mısırlılar mumyalama konusunda yüzlerce farklı teknik kullanmışlardır.

Cansız bedenin binlerce yıl bozulmadan saklanabilmesine olanak sağlayan mumyalama işlemi, aslında oldukça karmaşık bir işlemdir. Bu konuda Mısırlıların kullandığı teknik özetle şu şekildedir: İlk önce ölünün iç organları dışarı çıkarılır, burundan beyin alınır, vücut sterilize edilir ve beden natron denilen bir madde ile sarılıp 40 gün bekletilirdi.

(Natron; sodyum karbonat, sodyum bikarbonat ve sodyum kloridle, sodyum sülfatın karışımından oluşan bir maddedir.) Daha sonra bu madde vücuttan çıkarılır, kol ve bacaklar gibi vücudun eklemli yerleri çamur ya da kumla sarılır, sonra beden reçineye batırılmış ketenle, kokulu bir çeşit sarı sakızla ve tarçınla sarılırdı.

Bir çeşit merhemin vücuda sürülmesinden sonra da ince bir keten tülle örtülürdü. 37 Mısırlılar mumyalama tekniklerini sadece insanlarda değil, farklı hayvanlarda da denemişlerdir. Antik Mısır'da tıbbın oldukça gelişmiş olduğu, ele geçen arkeolojik buluntulardan ve özellikle mumyalama tekniklerinden açıkça anlaşılmaktadır.

Ayrıca unutmamak gerekir ki, vücudun şeklini bozmadan, ölünün tüm iç organlarını çıkartarak mumyalamaları, bu işi yapan insanların, her organın yerini bilecek bir anatomi bilgisine sahip olduklarını göstermektedir.

PapirüsSmith papirüsü - Bu papirüste, Antik Mısırlıların, ketenden yapılmış yara ve sargı bantları kullandıkları anlatılmaktadır. Mumyalamanın dışında Mısırlılar tarafından 5000 yıl önce kullanılmış olan birçok tıbbi teknik ve alet de yapılan araştırmalarda gün ışığına çıkarılmıştır. Bu konuyla ilgili pek çok detay sıralayabiliriz:

-Mısır'da tıpla ilgilenen rahipler, tapınaklarda çeşitli hastalıkları tedavi ediyorlardı. Mısırlı doktorlar, günümüzdeki gibi farklı alanlarda uzmanlaşmışlardı. Her doktorun kendine ait bir branşı vardı. Göz doktorlarından, dişçilere kadar her konuda ihtisaslaşmış hekimler hizmet veriyordu.

-Mısır'da doktorlar, devlet denetimindeydiler. Eğer hastası iyileşmezse, yahut ölürse devlet bu hatanın sebeplerini soruşturur ve doktorun kullandığı yöntemin kurallara uygun olup olmadığını öğrenirdi. Tedavi sırasında bir ihmalkarlık yapılmışsa, bu durum tespit edilir ve doktora kanunlar çerçevesinde ceza verilirdi.

-Tapınakların her biri, ilaçların hazırlandığı ve depolandığı tam teçhizatlı bir laboratuvara sahipti.

-Bilinen ilk eczacılık uygulamaları, bandaj ve kompres kullanımı örneklerine Mısır'da rastlanmıştır. Smith Papirüsü'nde, keten bezinden yapılan yapışkan bantların yaraları kapamada ne şekilde kullanıldığından bahsedilmektedir. Keten bez, bunun dışında bandaj için de uygun bir malzemeydi.

-Arkeolojik bulgulardan, Mısır'daki tıbbi uygulamaların tamamına ait detaylı bir tablo ele geçmiştir. Bununla beraber, her biri kendi alanında ihtisaslaşmış 100'den fazla doktorun ismi ve ünvanı da bulunmuştur.

-Ayrıca Kom Ombo'daki bir başka tapınak duvarındaki rölyefin içine oyuk açılmış ve buraya cerrahi aletlerin kutusu yerleştirilmiştir. Bu kutunun içinde büyük metal bir makas, cerrahi bıçaklar, testereler, sondalar, spatulalar, küçük kancalar ve pensler mevcuttu.

-Teknikler çok sayıda ve çok çeşitliydi. Kırıklar, çatlaklar tam olarak oturtuluyor, kırık tahtaları kullanılıyor ve yaralar dikişle kapatılıyordu. Mumyaların çoğunda çok başarılı bir biçimde tedavi edilmiş kırıklara rastlamak mümkündür.

-Mumyalarda herhangi bir cerrahi dikiş izine rastlanmamasına rağmen yara dikilmesi ile ilgili Smith Papirüsü'nde (bu papirüsün tamamı tıpla ilgilidir) on üç referans mevcuttur. Bu, Mısırlıların estetik yara dikimini de başarmış olduklarına işaret etmektedir. Yara dikiminde keten iplik kullanılıyordu. İğneler ise muhtemelen bakırdandı.

-Mısırlı doktorlar, steril yaralar ile enfeksiyonlu yaraları ayırt edebiliyorlardı. Enfeksiyonlu yaraların temizlenmesinde keçi yağı, köknar yağı ve ezilmiş bezelyeden oluşan bir karışım kullanıyorlardı.

-Penisilin ve antibiyotiğin bulunuşu oldukça yenidir. Fakat Eski Mısırlılar bu tür tedavilerin ilk organik versiyonlarını kullanıyorlardı. Ayrıca, Mısırlılar antibiyotiğin farklı çeşitlerini biliyorlardı. Belli türdeki hastalıklara uygun reçeteleri yazıyorlardı.

Yorum (0) :: Yorum Yaz! :: Bağlantı

29/1/2010 - TEVRATIN BÖLÜMLERİ

Tevrat
Tevrat, Tora veya Pentateuk, (Arapça :تورة tawrah, İbranice : תורה Torah, Yunanca: Pentateuch), Tanah ve Eski Ahit'in ilk beş kitabına verilen isim. Musa'nın Beş Kitabı olarak da bilinir. Orijinal olarak İbranice yazılmıştır. Tanrı tarafından Musa'ya indirildiğine inanılan beş kitaptan oluşur.
İslam öğretisinde Museviliğin kutsal kitabının Tevrat olduğu görüşü egemen olmuştur. Oysa Tevrat, Musevi Kutsal Kitabını (Tanah) oluşturan 39 kutsal metnin sadece ilk beşinden ibaretti.
Tevrat adı, İbranice Torah sözcüğünün Arapça biçiminin Türkçe'ye uyarlanışıdır. İbranice "öğretme, gösterme, yönlendirme, öğreti, yasa" anlamına gelir.
Tevrat'ı oluşturan kitapların İngilizce ve bazı diğer Batı dillerinde kullanılan adları, Tevrat'ın 2. yüzyılda yapılmış Yunanca çevirisinden gelmiştir. Yunanca ismi olan Pentateuch, penta (beş) ve teukhos (kitap) sözcüklerinin birleşiminden oluşmuştur.
Hıristiyanlık, Tevrat'ı ve Tanah'ın diğer kitaplarını kutsal kabul eder, ancak Tanrı'nın İsa vasıtasıyla yeni bir ahit getirdiğini kabul eder. Bu nedenle Musevi Kutsal Kitabını Eski Ahit olarak adlandırır. Yahudilik İsa'yı ve Yeni Ahit'i kabul etmediği için Tanah'ın Eski Ahit olarak adlandırılmasını uygun bulmaz.
Tevrat'ın bölümleri (Musa'nın Beş Kitabı)
• Tekvin veya Yaratılış : Dünyanın ve insanın yaratılışını, Cennetten kovuluşu, Nuh tufanını, İbrani halkının ataları olan İbrahim, İshak, Yakup ve Yusuf'u anlatır.
• Çıkış veya Mısır'dan Çıkış : Yahudi halkının Musa önderliğinde Mısır'dan çıkışını ve yıllarca Sina çölünde yolunu kaybedişini, on emrin indirilişini, temel yasaların kabulünü anlatır.
Levililer : Harun'un oğullarının kâhin atanmasını ve eski İsrail'in tapınma düzenini anlatır.
Sayılar veya Çölde Sayım : İsrail halkının Sina Dağı'ndan göçüp Kenan ülkesinin doğu sınırına varıncaya kadar başından geçenleri anlatır. Ayrıca Kenan sınırında Tanrının Musa aracılığıyla verdiği yasaları içerir.
Tesniye veya Yasanın Tekrarı : Musa'nın ölümünden önce Moav Çölü'nde halkına verdiği öğütleri içerir.
Tekvin (Tevrat)
Tekvin (Yaratılış), Tanah ve Eski Ahit'in ilk beş kitabını oluşturan Tevrat'ın birinci kitabı. Toplam 50 baptan oluşur. Batılı dillerdeki adı Yunancada "yaradılış, doğuş" anlamına gelen Genesis kelimesinden gelir. İbranice adı Bereşit, "Başlangıç" anlamına gelmektedir.
Dünyanın yaratılışını, Adem ile Havva'yı, cennetten kovuluşu, Habil ve Kabil'i, Nuh Tufanı'nı, Babil Kulesi'ni ve İbrahim, İshak, Yakup ve Yusuf peygamberleri anlatır.
Nuh (Arapça: نوح, İbranice: נוֹחַ ve ya נֹחַ; Noah ve ya Noach), İbrahimi Dinler'de (Musevilik, Hristiyanlık ve İslam) kendisinden söz edilen Tufan Peygamberi. Tevrat'ta Nuh'un 950 yıl yaşadığı söylenir. Kuran'da da, elli yılı eksik olmak üzere bin sene yaşadığı geçmektedir. İslam geleneğinde Nuh ile İbrahim arasında bu kadar zaman olduğuna inanılır.

İbrahim Peygamberİbrahim (Peygamber)
İbrahim peygamber, oğlunu kurban etmek isterken. Rembrandt'ın eseri.

İbrahim (Arapça:إبراهيم, İbranice: אברהם Avram, Abraham) yaklaşık olarak M.Ö. 20. yy'da yaşamış dini şahsiyet.
Musevilik ve Hristiyanlığa göre din büyüğü, İslam'a göre peygamberdir. İshak ve İsmail'in babasıdır. Bu nedenle Yahudilerin ve Arapların atası olduğuna inanılır.
İslam'da İbrahim
İbrahimŞanlıurfa'daki İbrahim Mağarası'ndaki taş yazıt.


Kur'anda bir çok ayette ismi açıkça geçmekte olan bir peygamberdir. İslam'a göre günümüzde bulunan İbrahimi dinler var olmadan önce kendisine Allah tarafından peygamberlik verilmiştir.
Allah kendisine samimiyetinden dolayı "Halil" yani dost sıfatını vermiştir. Günümüzdeki Halil İbrahim söylemi buradan gelmektedir. Ayrıca, İbrahim Peygamber'in "Hanif" yani Allah'ın birliğine inanan, Allah'a ortak koşmayan biri olduğu özellikle belirtilmiş ve Onu sevenlerin de Allah'ı bir olarak bilmeleri ve Allah'a ortak koşmamaları istenmiştir.
Kuran'da İbrahim Peygamber'in, özellikle Allah'a şirk koşan putperestlerle ve kendini ilah sayan yöneticilerle yaptığı çetin mücadele anlatılmaktadır. Bu mücadelesi sonucu ona cevap veremeyenler, onu ateşe atarak cezalandırmak istemişler fakat bunda başarılı olamamışlardır.
İslam'da İbrahim'in oğlunu kurban etmesinin istenmesi konusundaki imtihanı önemli bir yer tutar ve her yıl Kurban Bayram'ında bu olay da yad edilir. Bu konu Saffat Suresinde şöyle anlatılmaktadır:
100 - (İbrahim) “Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla.”
101 - Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik.
102 - Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, “Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?” dedi. O da, “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın” dedi.
103,104 - Nihayet her ikisi de (Allah’ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: “Ey İbrahim!”
105 - “Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.”
106 - “Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır.”
107 - Biz, (İbrahim’e) büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail’i) kurtardık.
108 - Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.
109 - İbrahim’e selam olsun.
110 - İyilik yapanları işte böyle mükafatlandırırız.
111 - Çünkü o mü’min kullarımızdandı.
İshak
İshak (Arapça: إسحاق, İbranice: יצחק) üç İlâhi dinin de atası kabul edilen İbrahim'in iki oğlundan biri. Diğer oğlu İsmail'dir. İshak, Allah'ın İbrahime vaat ettiği ve kısır olan eşi Saradan mucizevi bir şekilde doğan oğuldur.
Yakup Peygamberin babasıdır. Yani İsrailoğulları, İshak peygamberin soyundan gelmektedir. Türkçe'deki anlami güler olan, ibranice bir isimdir.

YakupYakup (İshak'ın oğlu)
Yakup'un Melek'le güreşi, Gustave Doré'nin eseri, 1855 Yakup (Arapça: يعقوب, İbranice: יעקב) İbrani din büyüğü ve atası [1]. İslamiyet'e göre peygamberdir. Babası İshak, amcası İsmail, büyükbabası İbrahim'dir.
Yusuf'un babasıdır. Yakup'a tanrı tarafından İsrail ismi verilmiştir (Yaradılış 32:28). Kur'an'da da İsrail ismi Yakub yerine kullanılmıştır (Al-i İmran, 93). Bu nedenle Yakup'un oniki oğlunun soyundan gelenlere "İsrailoğulları" denir.
Yakup (İbranice: Yakubo) "sonra gelen, yerine geçen" anlamına[1] anlamına gelir. "Topuk" kökünden gelmektedir. Doğumu esnasında ikizkardeşinin topuğunu tuttuğuna inanılır [2]
İsrail kelimesi "Tanrının yolunda, doğru yolda"[3] anlamına veya "Tanrıyla güreşen" anlamına gelir. İsra (İbranice:güreşmek) ve el (Semitik dillerde tanrı) kelimelerinin birleşiminden oluşmuştur.
Yahudi ve Hristiyan kaynaklarına göre
Yakup'tan Yahudi kutsal kitabı Tanah'ın (Hristiyanlık'ta Eski Ahit) Yaratılış kısmında bahsedilir. İshak ve Rebeka'nın ikiz oğullarından küçük olanıdır. Doğum sırasına göre kendinden büyük olan ikizinin adı Esav'dır.
Büyüdüklerinde kardeşi Esav usta bir avcı oldu. Yakup ise sürekli çadırda oturuyordu. Esav babaları İshak'ın favorisi idi çünkü eve bol bol av eti getiriyordu. Yakup ise anneleri Rebeka'nın favorisi idi.
Birgün Esav eve aç geldiğinde Yakup mercimek çorbası karşılığında "ilk oğulluk" hakkını kendisine vermesini istedi. Esav karnı aç olduğu için kabul etti. Yakup ona sözünden dönmeyeceğine dair yemin ettirdi.

Yakup'un İshak tarafından kutsanması
İshak yaşlandığında gözleri görmez oldu. Ölmeden önce sevgili oğlu Esav'ı kutsamak istedi. Esav'dan kendisine güzel bir av eti yemeği hazırlamasını istedi. Esav avlanmaya gittiğinde Rebeka Yakup'a Esav'ın kıyafetlerini giydirdi.
Oğlak etinden güzel bir yemek yaptı ve Yakup'u Esav kılığında gönderdi. Yakup bedeni kardeşine nazaran kılsız olduğu için yakalanmaktan korkuyordu ancak İshak farketmedi. Giysilerini kokladı ve şöyle dedi:
"İşte oğlumun kokusu, sanki Rabbin kutsadığı kırların kokusu.
Tanrı sana göklerin çiyinden ve yerin verimli topraklarından bol buğday ve şarap versin. Halklar sana kulluk etsin, uluslar boyun eğsin. Kardeşlerine egemen ol, kardeşlerin sana boyun eğsinler. Sana lanet edenlere lanet olsun, seni kutsayanlar kutsansın."
Esav gelipte gerçek ortaya çıkınca İshak kandırıldığını anladı ancak sözünden dönmedi. Esav babasından kendisini de kutsamasını istedi. İshak, Yakub'u ona (Esav'a) egemen kıldığını belirtip şöyle dedi:
"Göklerin çiyinden, zengin topraklardan uzak yaşayacaksın. Kılıcınla yaşayacak, kardeşine hizmet edeceksin. Ama özgür olmak isteyince, onun boyunduruğunu kırıp atacaksın."
Esav babası ölene kadar bekleyip, daha sonra Yakup'u öldürmeye niyetlendi. Rebeka bunu öğrenince Yakup'u evden uzaklaştırmaya karar verdi. Zamanla Esav'ın onu affedeceğini düşünüyordu. İshak'a giderek Hitit kızlarını kötüledi ve Yakub'un Hititli bir kızla evlenmesini istemediğini söyledi.
Yakup'u Harran'da yaşayan kardeşi Lavan'ın yanına göndermelerini önerdi. İshak bunu makul bulup Yakup'a Kenan kızları ile evlenmesini istemediğini söyledi ve onu dedesi Betüel ve dayısı Lavan'ın yanına gönderdi. Lavan'ın kızlarından biri ile evlenmesini istiyordu.
Uğurlarken, Yakup'u tekrar kutsadı ve "üzerinde yabancı olarak yaşadığı bu toprakları tanrının ona bahşetmesini" diledi. Esav, ebeveynlerinin Kenan kızlarından hoşnut olmadığını öğrenince amcası İsmail'in kızı Mahalat'ı karılarının üzerine kuma getirdi.
Yakup'un düşü
Yakup Beer-Şeva'dan ayrıldı. Yolda bir taşa başını yaslayıp uykuya daldı. Rüyasında yerden göğe uzanan bir merdiven gördü. Merdivenden melekler inip-çıkıyorlardı. Rabbi Yakup'a göründü ve şöyle dedi:
"Üzerinde yattığın toprakları sana ve soyuna vereceğim. Yeryüzünün tozu kadar sayısız bir soya sahip olacaksın. Doğuya, batıya, kuzeye, güneye doğru yayılacaksınız. Yeryüzündeki bütün halklar sen ve soyun aracılığıyla kutsanacak. Seninle birlikteyim. Gideceğin her yerde seni koruyacak ve bu topraklara geri getireceğim. Verdiğim sözü yerine getirinceye kadar senden ayrılmayacağım."
Yakup uyanınca başını koyduğu taşı zeytinyağı dökerek kutsadı ve anıt olarak dikti. Bulunduğu yerin Luz olan adını Beytelfü olarak değiştirdi ve oraya "göklerin kapısı" dedi. Daha sonra şöyle bir adak adadı:
"Tanrı benimle olur, gittiğim yolda beni korur, bana yiyecek, giyecek sağlarsa, babamın evine esenlik içinde dönersem, RAB benim Tanrım olacak. Anıt olarak diktiğim bu taş Tanrı'nın evi olacak. Bana vereceğin her şeyin onda birini sana vereceğim."
Yakup evleniyor
Yakup Harran'a ulaştı. Dayısı Lavan'ın yanında çoban olarak çalışmaya başladı. Dayısının Lea ve Rahel adında iki kızı vardı. Yakup Rahel'e aşık oldu. Lavan bir gün ne kadar ücret istediğini sorduğunda para yerine kızı Rahel'i istedi. Lavan, Rahel karşılığında yedi yıl çalışması gerektiğini söyledi. Yakup yedi yıl karın tokluğuna çalıştı.
Lavan büyük bir şölen verdi ve aynı gece kızı Lea'yı Yakup'a eş olarak gönderdi. Yakup Lea ile yattı ve kızın Rahel olmadığının farkına ancak sabah vardı. Dayısına neden böyle yaptığını sorduğunda, ablası varken küçük kızla evlenemeyeceği cevabını aldı. Anlaşmanın böyle olmadığını söyleyince Lavan yedi yıl daha çalışması koşuluyla diğer kızını da Yakup'a verdi.
Yakup'un çocukları
Yakup'un Rahel'i daha çok sevmesi Lea'yı çok üzüyordu. Tanrı onun bu üzüntüsünü gördü ve Yakup'a ardarda dört oğul doğurmasını sağladı. İsimlerini Ruben, Şimon, Levi ve Yahuda koydu. Artık Yakup'un kendisine daha çok bağlanacağını düşünüyordu.
Rahel kısırdı. Bu durum onu çok üzüyordu. Bir aile kurabilmek ümidiyle cariyesi Bilha'yı Yakup'a verdi. Yakup Bilha'dan Dan ve Naftali isimlerinde iki oğul sahibi oldu. Rahel bu duruma çok seviniyordu. Lea'da cariyesi Zilpa'yı Yakup'a verdi.
Yakup'un Zilpa'dan Gad ve Aşer isimlerinde iki oğul sahibi oldu. Lea, İssakar ve Zevulun adında iki oğul daha doğurdu ve toplamda Yakup'a altı oğul verdi. Lea'nın bir de kızı oldu ve ona da Dina adını verdi. Rabbi Rahel'in dualarını kabul etti ve kısır olduğu halde ona bir oğul verdi.
Rahel oğlunun adını Yusuf koydu. (Yakup ileride Kenan ülkesine dönünce Rahel'den Bünyamin adında bir oğlu daha olacaktır.)
Yakup'un Paddan-Aram'dan kaçışı
Yakup 20 yıl hizmet ettikten sonra dayısı Lavan'ın yanından ayrılmak istedi. Yakup Lavan'ın malına mal kattığı için Yakup'u göndermek hiç işine gelmedi. Yakup bir şartla kalacağını söyledi. Benekli ve kara koyunlarını kendisine verirse, Yakup'ta mal mülk sahibi olabilecekti.
Lavan teklifi kabul etti ancak koyunların bir kısmını saklayarak Yakup'u kandırmaya çalıştı. Yakup da hayvanları güderken sadece güçlü hayvanları kendininkilerle çiftleştirdi ve kısa zamanda büyük bir sürü ve servet sahibi oldu. Lavan'ın serveti ise küçüldü.
Lavan'ın oğulları bu durumun farkına vararak Yakup'a diş bilemeye başladılar. Lavan'ın tutumu da değişti. Bunun üzerine Rabbi Yakup'a ülkesine dönmesini emretti. Yakup karılarını da kaçmaya ikna etti.
Rahel ve Lea babaları kendilerini sattığı için kaçmakta bir mahsur görmediler. Rahel babasının putlarını çaldı ancak bundan Yakup'un haberi yoktu. Lavan ve oğulları evden uzakta iken tüm malları ve köleleri ile yola çıktılar. Fırat Irmağı'nı geçip Gilat dağlık bölgesine geldiler.
Lavan ve oğulları peşlerine düştü. Yakup'un tanrısı Lavan'ın düşüne girerek Yakup'a kötülük yapmamasını söyledi. Bunun üzerine Lavan yetiştiği halde Yakup'a kötülük yapmadı. Putlarını neden çaldıklarını sorduğunda Yakup böyle bir şey yapmadığını, yapanın derhal öldürüleceğini söyledi.
Çadırları didik didik aradıkları halde Rahel putların yüklü olduğu devenin üzerinde oturduğu için putları bulamadılar. Rahel adet döneminde olduğu bahanesiyle babası geldiğinde dahi oturmaya devam etti.
Lavan ile Yakup yere taştan anıtlar diktiler ve bu anıtların şahitliğinde birbirlerine kötülük etmeyeceklerine yemin ettiler. Yakup ayrıca Lavan'ın isteğiyle başka kadınlarla evlenmeyeceğine ve Lavan'ın kızlarına iyi davranacağına da yemin etti.
Lavan kendi taşlarına Yegar-Sahaduta, Yakup ise Galet veya Mispa adını verdi. Galet, "tanıklık yığını" anlamına gelir. Beraber yemek yedikten sonra Lavan kızları ve torunları ile vedalaştı ve evine geri döndü.
Kenan Ülkesi'ne ulaşır
Yakup Kenan Ülkesi'ne yaklaştığında ağabeyine haberciler gönderdi ve döndüğünü haber verdi. Esav'ın kendisini öldürmesinden korkuyordu. Esav'ın dört yüz adamla yola çıktığını öğrendi ve daha da çok korktu.
Mallarını, kölelerini ve adamlarını iki kervan halinde ayırdı. Bu sayede en azından birini kurtaracağını düşünüyordu. Esav'a önden hediye kervanları gönderdi. Bunların Esav'ı yumuşatacağını düşünüyordu.
Tanrıyla güreşi ve İsrail ismini alışı
Kervanları gönderdikten sonra bulunduğu yerde ailesi ile bir gece konakladı. Sabah Yabbuk Irmağı'nın sığ bir yerinden ailesini karşıya geçirdi. Kendisi arkada kalmış iken bir adamla karşılaştı.
Adamla güreşe tutuştu ve gün ağarıncaya kadar güreşmelerine rağmen yenişemediler. Adam yenemeyeceğini anlayınca Yakup'un uyluk kemiğini yerinden çıkarttı [5]. Yakup buna rağmen güreşi bırakmadı. Adam, "Bırak beni, bak gün ağarıyor" dedi.
Yakup kendisini kutsamadığı sürece bırakmayacağını söyledi. Bunun üzerine adam, "Senin adın "İsrail" olsun, çünkü Tanrıyla ve insanlarla güreşip yendin" dedi. Yakup Rabbi ile güreştiğini anladı ve canı bağışlandığı için bulunduğu yere Paniel adını verdi.
Ağabeyi Esav ile karşılaşması
Yakup Esav gelmeden önce cariyelerle çocuklarını en öne, Lea'yla çocuklarını arkaya, Rahel'le Yusuf'u da en arkaya dizdi. Karşılaştıklarında Yakup kendini yere atıp yedi kez yere kapandı. Esav onu kucakladı ve öpüştüler. Esav Yakup'u affetmişti.
Hediyelerini de geri vermek için çok uğraştı ancak Yakup zorla kabul ettirdi. Esav'ın yola beraber devam etme teklifini hayvanların çok yorgun olduğunu söyleyerek kibarca reddetti. "Efendim, lütfen sen kulunun önünden git. Ben hayvanlarla çocuklara ayak uydurarak yavaş yavaş geleceğim. Seir'de efendime yetişirim." dedi. Bunun üzerine Esav ayrıldı.
Yakup Şekem Kenti'ne geldi ve yerleştiği araziyi yüz gümüşe satın aldı. Orada El-Elohe-İsrail adında bir sunak kurdu.
Şekem Kenti'nde yaşananlar
Şekem Beyi Hivli Hamor'un oğlu Şekem, bir gün kırda gezerken Yakup'un kızı Dina'nın ırzına geçti. Yakup ve oğlu buna çok öfkelendiler ancak Hamor, oğlunun Dina'ya aşık olduğunu, başlık olarak ne isterse vereceğini söyledi.
Yakup'un oğulları tüm kentin erkekleri sünnet olmadıkça kızkardeşlerini vermeyeceklerini söylediler. Hamor, Yakup ve ailesinin çok zengin olduklarını, onları aralarına almanın Şekem Kenti için bir kazanç olduğunu söyleyerek halkını ikna etti.
Kentin tüm erkekleri toplu halde sünnet oldular. Bunu fırsat bilen Şimon ve Levi Hamor ve Şekem dahil, tüm erkekleri kılıçtan geçirdiler. Tüm kenti yağmalayıp kadınlara el koydular. Yakup oğullarına çok kızdı ve "Kenanlılarla Perizlileri bize düşman ettiniz", dedi.
Yakup'un tanrı tarafından "İsrail" olarak kutsanışı
Tanrı Yakup'a Beytel'e gitmesini ve orada ağabeyinden kaçarken gördüğü tanrıya bir sunak yapmasını emretti. Yakup beraberindekilere, "Yabancı ilahlarınızıatın" dedi, "Kendinizi arındırıp giysilerinizi değiştirin. Beytel'e gidelim. Sıkıntı çektiğim günlerde yakarışımı duyan, gittiğim her yerde benimle birlikte olan Tanrı'ya orada bir sunak yapacağım."
Herkesten putlarını ve küpelerini toplayıp Şekem yakınlarında bir fıstık ağacının altına gömdü. Yakup ailesi ve beraberindekilerle birlikte Luz-Beytel kentine geldi. Peşlerinden kimse gelmedi çünkü civar şehirlerde yaşayan halkı tanrı korkusu sarmıştı.
El-Beytel isminde bir sunak yaptı. Tanrı Yakup'a tekrar görünerek onu kutsadı; "Sana Yakup diyorlar, ama bundan böyle adın Yakup değil, İsrail olacak" diyerek onun adını İsrail koydu. "Ben her şeye gücü yeten Tanrı'yım" dedi. "Verimli ol, çoğal.
Senden bir ulus ve uluslar topluluğu doğacak. Kralların atası olacaksın. İbrahim'e, İshak'a verdiğim toprakları sana verecek, senden sonra da soyuna bağışlayacağım." Sonra tanrı Yakup'tan ayrılarak onunla konuştuğu yerden yukarı çekildi. Yakup Tanrı'nın kendisiyle konuştuğu yere taş bir anıt dikti. Üzerine dökmelik sunu ve zeytinyağı döktü.
Rahel ve İshak'ın ölümü
Beytel'den Efrat'a göçtüler. Hamile olan Rahel yolda sancılandı. Çocuğu doğurduktan sonra vefat etti. Rahel son nefesinde oğluna Ben-Oni adını verdi. Yakup çocuğun adını Benyaminfü (Bünyamin) koydu. Böylece 12 oğlu olmuş oldu.
Oğullarından Ruben, Yakup'un cariyesi Bilha ile beraber oldu. Yakup (İsrail) buna çok sinirlendi. Daha sonra Mamre'ye babası İshak'ın yanına gitti. İshak, 180 yaşında vefat etti. Esav ve İsrail onu toprağa verdiler.
Esav, çok zengin oldu.
Bir yabancı olarak yaşadığı bu yer davarlarına yetmeyince o diyarı terkederek Edom'a yerleşti. O bölgenin hakimi oldu. Ölümünden sonra da Edom'u onun soyundan gelenler yönettiler.
Yusuf'un başına gelenler
Yakup Kenan Ülkesi'nde yaşamaya başladı. En küçük oğulları Rahel'den olan Yusuf ve Bünyamin'di. Yusuf Yakup'un en sevdiği oğluydu. Kıskanç ağabeyleri tarafından önce ıssız bir kuyuya atıldı, sonra Midyan'lı İsmaili tüccarlarına satıldı. Mısır'a götürüldü.
Efendisinin hanımı tarafından ırzına geçmeye çalıştığı iftirasına uğradı ve zindana atıldı. Rüya yorumculuğu sayesinde zindandan kurtuldu, firavunun rüyasını yorumlayıp Mısır'a hükümdar oldu. Yıllar sonra, kıtlık esnasında kendisinden buğday satın almaya gelen kardeşleri ile tekrar bir araya geldi ve babasını yanına getirmeleri için araba ve hayvanlar gönderdi.
İsrailoğulları'nın Mısır'a yerleşmesi
Köle olarak geldiği Mısır'da yıllarca zindanlarda yatan, en sonunda da firavunun gözüne girip Mısır'a hükümdar olan Yusuf, kardeşlerinden babasını da alıp yanına yerleşmelerini istedi. Onları Mısır'ın en iyi bölgesine yerleştireceğini, Mısır'ın kaymağını yiyeceklerini söyledi.
Kenan ülkesindeki kıtlık çok şiddetlenmişti. Yakup (İsrail), Tanrı kendisine, "Mısır'a gitmekten çekinme. Soyunu orada büyük bir ulus yapacağım. Seninle birlikte Mısır'a gelecek, soyunu bu ülkeye geri getireceğim. Senin gözlerini Yusuf'un elleri kapayacak", deyince Mısır'a göçme konusunda ikna oldu.
İsrail ve İsrailoğulları, toplam 67 kişi (İsrail'in gelinleri hariç) tüm malları ile birlikte Mısır'a göçtüler. Yusuf'un Mısır'daki iki oğlu Manaşşe ve Efrayim'le beraber Mısır'daki İsrailoğulları nüfusu (İsrail dahil) tam yetmiş kişiydi. Yakup yaklaşık 130 yaşında idi.
İsrail'in oğullarına son sözleri
Yakup'un oniki oğlu yatağının başucunda toplandı. Yakup'un onlara son sözleri şunlardır:
‹‹Ruben, sen benim ilk oğlum, gücümsün, Kudretimin ilk ürünüsün, Saygı ve güç bakımından en üstünsün. Ama su gibi oynaksın, Üstün olmayacaksın artık. Çünkü babanın yatağına girip Onu kirlettin.
Döşeğimi rezil ettin. Şimon'la Levi kardeştir, kılıçları şiddet kusar. Gizli tasarılarına ortak olmam, toplantılarına katılmam. Çünkü öfkelenince adam öldürdüler, canları istedikçe sığırları sakatladılar. Lanet olsun öfkelerine, çünkü şiddetlidir. Lanet olsun gazaplarına, çünkü zalimcedir.
Onları Yakup'ta bölecek Ve İsrail'de dağıtacağım. Yahuda, kardeşlerin seni övecek, Düşmanlarının ensesinde olacak elin. Kardeşlerin önünde eğilecek. Yahuda bir aslan yavrusudur. Avından dönüp yere çömelir, aslan gibi, dişi bir aslan gibi yatarsın.
Kim onu uyandırmaya cesaret edebilir? Sahibi gelene kadar Krallık asası Yahuda'nın elinden çıkmayacak, Yönetim hep onun soyunda kalacak, uluslar onun sözünü dinleyecek. Eşeğini bir asmaya, sıpasını seçme bir dala bağlayacak; Giysilerini şarapta, Kaftanını üzümün kızıl kanında yıkayacak.
Gözleri şaraptan kızıl, dişleri sütten beyaz olacak. Zevulun deniz kıyısında yaşayacak, liman olacak gemilere, sınırı Sayda'ya dek uzanacak. İssakar semerler arasında yatan güçlü eşek gibidir; Ne zaman dinlenecek iyi bir yer, hoşuna giden bir ülke görse, yüklenmek için sırtını eğer, angaryaya katlanır. Dan kendi halkını yönetecek, bir İsrail oymağı gibi.
Yol kenarında bir yılan, toprak yolda bir engerek olacak; Atın topuklarını ısırıp atlıyı sırtüstü düşüren bir engerek. Gad akıncıların saldırısına uğrayacak, ama onların topuklarına saldıracak. Zengin yemekler olacak Aşer'de, krallara yaraşır lezzetli yiyecekler yetiştirecek Aşer. Naftali salıverilmiş geyiğe benzer, Sevimli yavrular doğurur.
Yusuf meyveli bir dal gibidir, kaynak kıyısında verimli bir dal gibi, filizleri duvarların üzerinden aşar. Okçular acımadan saldırdı ona. Düşmanca savurdular oklarını üzerine. Ama onun yayı sağlam, kolları esnek çıktı; Yakup'un güçlü Tanrısı, İsrail'in Kayası, Çobanı olan Tanrı sayesinde.
Sana yardım eden babanın Tanrısı'dır, Her Şeye Gücü Yeten Tanrı'dır seni kutsayan. Yukarıdaki göklerin ve aşağıdaki denizlerin bereketiyle, memelerin, rahimlerin bereketiyle O'dur seni kutsayan. Babanın kutsamaları ebedi dağların nimetlerinden, ebedi tepelerin bolluğundan daha yücedir;
Yusuf'un başı üzerinde, kardeşleri arasında önder olanın üstünde olacak. Bünyamin aç kurda benzer; sabah avını yer, akşam ganimeti paylaşır.››
Ölümü
İsrail oniki oğlunu uygun biçimde kutsadı. Kendisini Kenan Ülkesi'ndeki Makpela Tarlası'ndaki mağaraya gömmelerini istedi. İbrahim o mağarayı mezar yapmak üzere Hitit'lilerden satın almıştı.
Yakup oğullarına verdiği buyrukları bitirince, ayaklarını yatağın içine çekti, son soluğunu vererek 147 yaşında halkına kavuştu. Yakup'un mumyalanması kırk gün sürdü. Yusuf Firavun'dan Kenan Ülkesi'ne gidip babasını toprağa vermek için izin aldı.
Saray halkı ve Mısır'ın bütün ileri gelenleri cenazeye katıldılar. Şeria Nehri doğusunda ağıt yaktılar. Bu yere Mısırlıların Çayırı anlamında Misrayim adı verildi. Yakup arzusu üzerine Makpela Tarlası'ndaki mağaraya defnedildi..

YusufYusuf (Peygamber)
Yusuf, efendisi Potifar'ın eşinden kaçarken, Philipp Veit'in eseri
Yusuf (Arapça: يوسف/Yusuf, İbranice: יוֹסֵף/Yosef), İbrani din büyüğü ve atası [1]. İslamiyet'e göre peygamberdir. Yakup'un (İsrail) oniki oğlundan en küçüğünün (Bünyamin) bir büyüğüdür.
İsrailoğulları'nı meydana getiren oniki boydan birinin başıdır.
Büyükbabası İshak, büyük-büyükbabası İbrahim'dir. Yakup'un en sevgili eşinden olan en sevgili oğludur. Tanah'a göre Yakup tarafından Yusuf'a rengarenk bir kaftan hediye edilmiştir. Yusuf'a Tanrı tarafından rüyaları yorumlama ilmi bahşedilmiştir. Kıskanç ağabeyleri tarafından önce kuyuya atılmış, sonra Mısır'lılara köle olarak satılmıştır.
Musevi ve İslami kaynaklardaki Yusuf bahsi büyük benzerlik göstermektedir. Hristiyanlık'taki bahsi Musevilikteki ile aynıdır. Tanah ve Eski Ahit'in Yaratılış (Tekvin) kısmı ile Kur'an'da Yusuf Suresi'nde Yusuf'un yaşam hikayesi anlatılır.Musevi ve Hristiyan kaynaklarında
Yusuf'un hikayesi Musevi dini kitabı Tanah'ın Tevrat (Tora) bölümünün Yaratılış (Tekvin) kısmında anlatılır. Yaratılış kısmı Eski Ahit'te de bulunduğu için Yusuf bahsi Hristiyanlıkta Musevilikteki ile aynıdır.
Yusuf'un annesi, babası ve kardeşleri
Yusuf doğmadan uzun yıllar önce babası Yakup ikizkardeşi Esav'ı ve babası İshak'ı kandırarak, ama olan babasının kardeşi yerine kendisini kutsamasını sağladı. Durum ortaya çıkınca Esav'ın kendisini öldürmesinden korkarak Kenan Ülkesi'ni terketti ve Harran'a, dayısının yanına geldi.
Dayısı Lavan'ın yanında çoban olarak çalışmaya başladı. Dayısının Lea ve Rahel adında iki kızı vardı. Yakup Rahel'e aşık oldu. Karşılığında herbir kız için yedişer yıl çalışmak koşuluyla dayısı iki kızını da Yakup'a verdi.
Yakup'un Lea'dan Ruben, Şimon, Levi, Yehuda, İssakar ve Zevulun isimlerinde altı oğlu oldu. Sevgili eşi Rahel kısırdı. Rahel'in cariyesi Bilha'dan Dan ve Naftali isimlerinde iki oğlu oldu. Lea'nın cariyesi Zilpa'dan Gad ve Aşer isimlerinde iki oğlu oldu. Tanrı Rahel'in dualarını kabul etti ve kısır olduğu halde Yusuf'u doğurdu.
20 yıl çalıştıktan sonra Yakup mallarını ve ailesini alarak dayısının yanından kaçtı. Kenan Ülkesi'ne dönerken Tanrı ile güreşti ve İsrail ismini aldı. Geri döndüğünde kardeşi Esav onu affetti.
Burada Rahel bir oğul daha doğurdu ve doğum esnasında hayatını kaybetti. En küçük oğlunun adını Bünyamin koydu. Böylece Yakup'un ileride İsrailoğulları'nı meydana getirecek olan oniki oğlu olmuş oldu.
Yusuf'un düşleri
Yusuf doğduğunda Yakup oldukça yaşlıydı. Ağabeylerinden çok küçük olan Yusuf'a özel bir düşkünlüğü vardı. Yusuf'a upuzun, rengarenk bir kaftan yaptırmıştı. Ağabeyleri Yusuf'u çok kıskanıyorlardı. Bu nedenle ona kötü davranıyorlardı.
Yusuf onyedi yaşına girdi. Ağabeyleri ile birlikte babasının sürülerini güdüyor, ağabeylerinin yaptıklarını babasına anlatıyordu. Yusuf birgün bir rüya gördü. Rüyasında kardeşleri ile birlikte tarlada demet bağlıyordu.
Birden Yusuf'un demeti ayağa dikildi ve kardeşlerinin demetleri Yusuf'unkinin önünde eğildiler. Yusuf bu rüyayı anlattığında kardeşleri ondan bir kat daha nefret ettiler.
Yusuf bir rüya daha gördü. Bu rüyasında güneş, ay ve on bir yıldız Yusuf'un önünde eğildiler. Bu rüyayı anlattığında babası da sinirlendi. "Ne biçim düş bu?" dedi, "Ben, annen, kardeşlerin gelip önünde yere mi eğileceğiz yani?".
Kuyuya atılması ve köle olarak satılması Kardeşlerinin Yusuf'u kıskanması babası İsrail'in de aklına takılmıştı ancak bu konuda bir şey yapmadı. Kardeşleri Dotan'a sürüleri otlatmaya gittikleri birgün Yusuf'u öldürme planları Yaptılar. Babaları Yusuf'u arkalarından yanlarına gönderdi.
Ağabeylerinin ne yaptıklarını kendisine anlatmasını tembihledi. Ağabeyi Ruben Yusuf'a kıyamadı ve onu ıssız bir yerdeki susuz kuyuya atmalarını tavsiye etti. Sonradan gidip onu kurtarmayı planlıyordu. Bu plan diğerlerinin aklına yattı. Renkli kaftanını çıkarıp Yusuf'u kuyuya attılar ve yemeğe oturdular.
Bir süre sonra Mısır'a giden bir Midyan ticaret kervanı gördüler. Yehuda, "Yusuf ne de olsa kardeşimizdir, canına kıymayalım. Gelin onu İsmailoğulları'na satalım", dedi.
Yusuf'u kuyudan çekip çıkardılar ve yirmi gümüşe Midyan'lı İsmailoğulları'na sattılar. Elbisesini de kana bulayıp babalarına getirdiler ve "Bak bunu bulduk" dediler. Yakup Yusuf'u vahşi bir hayvanın parçaladığını düşündü ve günlerce ağlayarak yas tuttu. Elbiselerini parçalayarak beline çul sardı.
Oğulları ve kızları denedilerse de onu avutamadılar.
Bu arada Medyenlılar da Yusuf'u Mısır'da firavunun bir görevlisine, muhafız birliği komutanı Potifar'a sattılar.
Yusuf zindana düşer
Yusuf efendisi Potifar'ın evinde kalıyordu. Yaptığı her işte başarılı oluyordu. Potifar'ın evinin de bereketi artmıştı. Muhafız komutanı Potifar Yusuf'un tanrının özel bir kulu olduğunun farkına vardı. Onu malikanesindeki herşeyden sorumlu kıldı.
Yusuf oldukça yakışıklı bir genç olmuştu. Efendisinin eşi Yusuf'a göz koydu ve onunla beraber olmak istedi. Yusuf kendisine bunca iyilik yapan efendisine bu kötülüğü yapmayacağını ve tanrının buyruğuna karşı gelmeyeceğini söyleyerek karşı çıktı.
Kadın elbisesini tutunca Yusuf elbiseyi bırakarak odadan çıktı. Kadın Yusuf'un kendisiyle yatmaya çalıştığını, çığlık atınca da elbisesini bırakıp kaçtığını söyleyerek iftira attı. Efendisi Yusuf'u zindana attırdı.
Zindanda rüya yorumculuğu yapar
Zindancıbaşı Yusuf'tan hoşnut kaldı ve onu diğer tutukluların başı yaptı. Zindancıbaşı her türlü sorumluluğu Yusuf'a verdi. Yusuf tanrının izni ile herşeyde başarılı oluyordu.
Bir süre sonra Firavun'u kızdıran sarayın baş sakisi ve fırıncıbaşısı zindana atıldılar. Yusuf onların hizmetine verildi. Her ikisinin de keyifsiz olduğu birgün Yusuf nedenini sordu. İkisi de bir önceki gece birer rüya gördüklerini ve yorumlayacak kimse olmadığını söylediler.
Yusuf, "yorum tanrıya özgüdür" dedi ve rüyalarını anlatmalarını istedi.
Baş saki rüyasında üç asma çubuğu gördüğünü, tomurcuklar açar açmaz salkım salkım üzüm verdiklerini, üzümleri firavunun kasesine sıktığını ve firavuna sunduğunu gördüğünü söyledi.
Yusuf baş sakinin üç gün içerisinde zindandan kurtulacağını ve eski görevine iade edileceğini söyledi. Sakinin kurtulduktan sonra kendisini unutmamasını ve yardım etmesini istedi. Haksız yere ülkesinden uzaklaştırıldığını ve zindana düştüğünü söyledi.
Fırıncıbaşının rüyası ise şöyleydi. Fırıncıbaşı başının üstünde üç sepet beyaz ekmek taşıyordu. En üstteki sepette firavun için pişirilmiş pastalar vardı. Kuşlar sepetteki pastaları yiyorlardı. Yusuf fırıncıbaşıya üç gün içerisinde asılacağını ve başının etini kuşların yiyeceğini söyledi.
Üç gün sonra Firavun'un doğumgünü partisi vardı. Firavun baş sakiyi affetti ve görevine iade etti, fırıncıbaşıyı ise astırdı. Ancak baş saki Yusuf'un kendisine yardım etmesi konusunda söylediklerini anımsamadı.
Firavun'un rüyası
Yusuf zindanda iki yıl daha geçirdi. Tam iki yıl sonra firavun bir düş gördü. Rüyasında Nil Nehri'nin kıyısında duruyordu. Irmaktan güzel ve semiz yedi inek çıktı. Sazlar arasında otlamaya başladılar.
Sonra yedi çirkin ve cılız inek çıktı. Irmağın kıyısında öbür ineklerin yanında durdular. Çirkin ve cılız inekler güzel ve semiz yedi ineği yiyince, firavun uyandı. Yine uykuya daldı, bu kez başka bir düş gördü. Bir sapın ucunda yedi güzel ve dolgun başak bitti. Sonra, cılız ve doğu rüzgarıyla kavrulmuş yedi başak daha bitti. Cılız başaklar, yedi güzel ve dolgun başağı yuttular.
Firavun uyandığında çok kaygılandı. Mısır'daki tüm bilge ve büyücüleri çağırdı ancak kimse düşü yorumlayamadı. Birden baş saki Yusuf'u hatırladı ve zindanda başlarından geçenleri firavuna anlattı. Firavun Yusuf'u huzuruna çağırttı ve rüyasını yorumlamasını emretti.
Yusuf yedi yıl bolluk olacağını, yedi yıl ise çok şiddetli bir kıtlık olacağını söyledi. Bolluk süresince ülkedeki ürünlerin beştebirini depolamasını tavsiye etti. Benzer rüyaların iki kere görünmesinin ise tanrının kesin kararını verdiğinin ve en kısa zamanda uygulamaya geçeceğinin göstergesi olduğunu söyledi. Bilgili bir adam bulup Mısır'ın başına geçirmesini tavsiye etti.
Yusuf'un Mısır'a hükümdar oluşu
Yusuf'un söylediklerinden çok etkilenen ve onun bilgeliğine hayran kalan Firavun, mühür yüzüğünü parmağından çıkarıp Yusuf'un eline taktı. Onu tüm Mısır'a ve saraya hükümdar atadı. Yusuf hükümdar olduğunda 30 yaşındaydı. Yusuf Mısır'da Firavun'dan sonra ikinci adam oldu.
Kıtlık yılları gelmeden önce toplayabildiği kadar tahıl toplayıp depoladı. On Kenti'nin kahini Safenat-Paneah'ın kızı Asenat ile evlendi. Asenat'tan Manaşşe ve Efrayim isminde iki oğlu oldu.
Kardeşleriyle biraraya gelişi
Yedi yıllık bolluk sona erince şiddetli bir kıtlık başgösterdi. Kıtlık civar ülkelere de yayıldı. Herkes Yusuf'tan buğday satın almaya başladı. Yusuf'un babası Yakup'ta on oğlunu Mısır'a tahıl satın almaya gönderdi. En küçük oğlu Bünyamin'i, Yusuf gibi başına bir şeyler gelmesinden korktuğu için göndermedi.
Yusuf ağabeylerini tanıdı ancak onlar Yusuf'u tanımadılar. Yusuf onlara bir oyun oynamaya karar verdi. Mısır'a casusluk amacıyla geldiklerini iddia etti ve hayat hikayelerini anlattırdı. Ağabeyleri Bünyamin'den bahsedince, onu da getirmelerini emretti. Ağabeyleri bu başlarına gelenlerin Yusuf'a yaptıklarının cezası olduğunu düşündüler.
Kendi aralarında İbranice konuşurlarken Mısır'lı zannettikleri Yusuf'un onları anladığını bilmiyorlardı. Yusuf Ağabeyi Şimon'u tutsak olarak bırakmalarını söyledi ve diğerlerini tahıl vererek geri gönderdi. Tahıl için verdikleri paralarını da gizlice tahılların arasına saklattı. Ağabeyleri ayrılınca bir kenarda gizlice ağladı.
Yolda paraları bulan ağabeylerinin korkusu bir kat daha arttı. Eve varınca Yakup'a Mısır hükümdarının Bünyamin'i de görmek istediğini söylediler. Yakup bu fikre şiddetle karşı çıktı. Önce Yusuf'u sonra Şimon'u kaybettiğini, şimdi de Bünyamin'i kaybedeceğini söyledi.
Ancak kıtlık iyice şiddetlenince onları tahıl almaları için yeniden göndermeye karar verdi ve gönülsüz olarak Bünyamin'i de götürmelerine razı oldu. Yanlarına ülkenin en iyi ürünlerinden hediye paketleri verdi. Torbalarda buldukları parayı geri götürmelerini söyledi. Yeni alacakları tahıl için de iki kat para verdi. Tanrı'dan Mısır'ın hükümdarına merhamet vermesini diledi.
Kardeşleri Yusuf'u görünce önünde yerlere kapandılar. Yusuf onları yemeğe davet etti. Kendisiyle aynı anneden olma küçük Bünyamin'i görmek çok dokunmuştu. Odadan çıkıp gizlice ağladı. Yemek esnasında kardeşleri Yusuf'un karşısında büyükten küçüğe sıralandılar.
Normalde Yusuf'la beraber yemek yiyen Mısır'lı heyete ayrıca servis yapıldı zira Mısırlılar İbrani'lerle beraber yemek yemeyi iğrenç buluyorlardı. Yemekte Bünyamin'e diğerlerinden beş kat fazla yiyecek servisi yapıldı.
Ertesi gün kardeşlerinin torbalarına tahıl doldurttu. Bünyaminin torbasına ise şarap içtiği ve fal baktığı gümüş kasesini ve tahılın parasını saklattı. Kardeşleri yola çıktıklarında kahyasını gönderip onları durdurttu ve hırsızlıkla itham etti.
Kardeşleri hırsız aralarından biri ise onu öldürmelerini, diğerlerini köle almasını söylediler. Yusuf bunun yerine hırsızı köle alacağını, diğerlerini salacağını söyledi. Torbalar aranınca kase ve paralar Bünyamin'in torbasında çıktı. Yehuda, Bünyamin yerine kendisini köle olarak alması için Yusuf'a yalvardı. Yaşlı babalarının Yusuf'tan sonra Bünyamin'in de acısına dayanamayacağını söyledi.
Yusuf huzurundaki Mısırlıları odadan çıkardı. Kardeşlerinin önünde hıçkıra hıçkıra ağladı ve yıllar önce köle olarak sattıkları Yusuf olduğunu söyledi. Yusuf'un kardeşleri ile biraraya geldiğini duyan firavun çok sevindi ve Yusuf'a tüm ailesini Mısır'a getirmesini, onlara Mısır'ın en güzel yerlerini vereceğini söyledi.
Yusuf yanlarına elbise, para ve tahıl vererek kardeşlerini ülkelerine geri yolladı. Babasını da alıp gelmelerini söyledi. Kardeşleri eve dönüp olanları Yakup'a anlattılar. Gece rüyasında Tanrı Yakup'a "Mısır'a gitmekten çekinme. Soyunu orada büyük bir ulus yapacağım. Seninle birlikte Mısır'a gelecek, soyunu bu ülkeye geri getireceğim. Senin gözlerini Yusuf'un elleri kapayacak," dedi.
Yakup (İsrail) ve İsrailoğulları'nın Mısır'a yerleşmesi
Yakup, tüm ailesi ve tüm malları ile Yusuf'un gönderdiği arabalara binerek Mısır'a göçtü. Oğullarının eşleri hariç toplam 70 kişiydiler. Yusuf Firavun'a hayvancılık yaptıklarını söylemelerini öğütledi. Yusuf malları ile birlikte geldiklerini söyledi, bu sayede Goşen'e yerleşebileceklerini ümit ediyordu.
Zira Mısır'lılar çobanlardan iğrenirlerdi. Firavun onları ülkenin en iyi yerine, Goşen'deki Ramses bölgesine yerleştirdi. Aralarından becerikli olanları da sarayın sürülerinden sorumlu yaptı. Bu sırada Yakup 130 yaşındaydı.
Kıtlık iyice şiddetlendi. Halk elinde avucunda ne varsa Yusuf'a getirip tahıl yiyecek satın alıyordu. Zamanla halkta para kalmadı. Yusuf halka hayvanları karşılığında yiyecek vermeye başladı.
Hayvanlar da bitince arazileri ve canları karşılığında yiyecek vermeye başladı. Yusuf Mısır halkını tamamen köleleştirdi. Bu durum sadece kahinleri etkilemedi zira onlar devletten maaş alıyorlardı.
İsrail'in ölümü
Yusuf babası Yakup'un hastalandığını duydu. Oğullarını alarak babasının yanına gitti. Yakup, "Atalarım İbrahim'in, İshak'ın hizmet ettiği, Bugüne dek yaşamım boyunca bana çobanlık eden Tanrı, beni bütün kötülüklerden kurtaran melek bu gençleri kutsasın! Adım ve atalarım İbrahim'le İshak'ın adları bu gençlerle yaşasın! Yeryüzünde çoğaldıkça çoğalsınlar.›› diyerek torunlarını kutsadı.
Ancak sağ elini Manaşşe yerine küçük olan Efrayim'in başına koydu. Yusuf babasını uyarınca Yakup, durumun farkında olduğunu ancak Efrayim'den daha büyük bir halk olacağını söyledi. Böylece Efrayim'i Manaşşe'nin önüne geçirmiş oldu. Yakup daha sonra oğullarına son sözlerini söyledi ve 147 yaşında öldü. Vasiyeti üzerine Kenan Ülkesi'nde toprağa verildi.
Yusuf'un ölümü
Babaları İsrail ölünce Yusuf'un kardeşlerini bir korku sardı. Daha önce yaptıkları kötülük nedeniyle kendilerinden intikam almasından korkuyorlardı. Bu nedenle İsrail'in ölmeden önce Yusuf'tan kardeşlerini affetmesini istediği yalanını uydurdular.
Yusuf gönüllerini ferah tutmalarını söyledi. "Ben Tanrı mıyım? Korkmayın, size de çocuklarınıza da bakacağım," dedi. Yusuf 110 yıl yaşadı. Torunlarının torunlarını gördü. Ölmeden önce yakınlarına, "Ben ölmek üzereyim," dedi, "ama Tanrı kesinlikle size yardım edecek; sizi İbrahim'e, İshak'a, Yakup'a ant içerek söz verdiği topraklara götürecek."
Sonra onlara ant içirerek, "Tanrı kesinlikle size yardım edecek" dedi, "O zaman kemiklerimi buradan götürürsünüz." Yusuf Mısır'da mumyalanıp bir tabuta kondu.
İslam'a göre
Yusuf İslamiyete göre peygamberdir. Hayat hikayesi Yusuf Suresi'nde kısaca anlatılır. Kur'an'daki hikayesi Tevrat'takiyle paraleldir. Kur'an'da bahsedilmeyen ayrıntılar İslam alimleri tarafından açıklanmıştır.
Yusuf konusunda Kur'an ile Tevrat'taki farklı noktalar
Kur'an da babasının Yusuf'a verdiği uzun renkli kaftandan sözedilmez.
Kur'an'a göre Yusuf "güneş, ay ve on bir yıldızı kendisine secde ederken gördüğünü" kardeşlerinden önce babasına söyler ve babası onu bu rüyayı kardeşlerine anlatmaması konusunda tembihler.
Aksi takdirde ona tuzak kuracaklarını söyler. Kur'an'da Yusuf'un diğer rüyasından bahsedilmez. Kardeşleri kıra gittikleri birgün Yusuf'u da yanlarında götürmek isterler ancak Yakup onu bir kurdun yemesinden korktuğunu söyler. Daha sonra ikna olur ve gitmesine izin verir.
Tevrat'ta ise ağabeylerinin neler yaptıklarını kendisine haber vermesi için Yakup tarafından gönderilir. Kardeşleri onu öldürmeyi planladıklarında aralarından biri kuyuya atmayı önerir. Kur'an'da ismi verilmeyen bu kardeş Tevrat'a göre Ruben'dir ve Yusuf'u kurtarmaya çalışmaktadır.
Kur'an'da Ruben'in onu kurtarmaya çalıştığından bahsedilmez. Aksine birilerinin Yusuf'u alıp götürmesini dilediği belirtilir. Kardeşleri Yusuf'un kanlı gömleğini Yakup'a getirirler ve onu bir kurdun yediğini söylerler. Tevrat'a göre ise kardeşleri "Bunu bulduk" diyerek Yusuf'un renkli kaftanını getirmiş, kurt yemiş olabileceği teşhisini Yakup koymuştur.
Yusuf'un kuyuda kimler tarafından bulunduğu Kur'an'da belirtilmez. Ağabeylerinin onu kuyuda terkettiği belirtilir. Tevrat'a göre ise onu Midyan'lı İsmailoğulları'na[2] satmışlardır.
Yusuf'un köle olarak satıldığı evde hanımı onunla birlikte olmak ister ve Yusuf kaçarken gömleğini arkadan yırtar. Gömlek önden değil de arkadan yırtıldığı için efendisi Aziz, Yusuf'a inanır ancak dedikodudan korkarak onu zindana attırır. Tevrat'ta ise Yusuf elbisesini bırakarak kaçmıştır ve efendisi muhafız birliği komutanı Potifar, hanımına inanır.
Kur'an'da zindan arkadaşlarının kimliklerinden bahsedilmez. Yusuf onları Allah'a inanmaya davet eder. Kur'an'a göre firavunun rüyasını eski zindan arkadaşı zindana gelerek Yusuf'a anlatır ve yorumlamasını ister. Tevrat'ta ise Yusuf Firavun'un huzuruna çıkarak yorumlar.
Rüya ve yapılan yorum paralel olmakla beraber ufak farklılıklar vardır.
Kardeşleri Yusuf'un huzuruna çıktığında geçen olaylar Kur'an'da anlatılmaz. Kardeşleri torbalarında paralarını bulunca bununla yeniden erzak almak isterler. Tevrat'ta ise parayı geri getirerek iade ederler. Yeni erzak için de iki misli para getirirler.
Kur'an'a göre emniyet tedbiri olarak Mısır'a herbiri ayrı kapılardan girerler. Tevrat'ta bundan bahsedilmez. Kur'an'a göre Mısır'dan ayrılırlarken torbalarına saklanan değerli şey kralın su maşrapasıdır.
Tevrat'a göre ise Yusuf'un fal baktığı gümüş şarap kasesidir.
Kur'an'a göre Yusuf, Bünyamin'e gizlice ağabeyi olduğunu açıklar. Diğerleri sonradan onun Yusuf olduğunu anlarlar. Tevrat'ta ise Yusuf toplu halde hepsine açıklar.
Kur'an'a göre Yakup'un gözleri Yusuf'un acısından boz olur. Yusuf onu iyileştirmek için gömleğini gönderir. Yakup'un gözleri açılır. Tevrat'ta bundan bahsedilmez.
Çıkış (Tevrat)
Çıkış, Mısır'dan Çıkış ya da Şemot, Tanah ve Eski Ahit'in ilk beş kitabı olan Tevrat'ın ikinci kitabı. Toplam 40 baptan oluşur. On Emir bu kitabın 20. babında yer almaktadır.
İsrailoğulları'nın Musa önderliğinde Mısır'daki kölelikten kaçışlarını, Musa'nın Kızıldeniz'i ikiye bölmesini, Kızıldeniz'i geçmelerini ve On Emir'in gelişini anlatır.
On Emir
On EmirTeksas Eyalet Merkez binası önündeki On Emir anıtı
On Emir (Arapça: وصايا عشر, Klasik İbranice: עשרת הדברים Aseret ha-Dvarîm, İbranice: עשרת הדברות Aseret ha-Dibrot, Latince: Decalogus), dini inanışa göre, Musa'ya Sina Dağı'nda Tanrı tarafından 2 taş tablet üzerinde verildiği söylenen bir dizi dini ve ahlaki yaptırımlardır. Emirler, Tevrat Çıkış (Exodus) / Bap 20'de yer almaktadırlar:

1. Karşımda başka ilahların olmayacak.
2. Kendin için oyma put, yukarda göklerde olanın, yahut aşağıda yerde olanın, yahut yerin altında sularda olanın hiç suretini yapmayacaksın, onlara eğilmeyeceksin ve onlara ibadet etmeyeceksin.
3. Yehova'ın Rab'in ismini boş yere ağıza almayacaksın.
4. Sebt gününü takdis etmek için onu hatırında tutacaksın. Altı gün işleyeceksin ve bütün işini yapacaksın, fakat yedinci gün Allah'ın Rab'e Sebttir. Sen ve oğlun ve kızın, kölen ve cariyen ve hayvanların ve kapılarında olan garibin hiçbir iş yapmayacaksınız. Çünkü Rab gökleri, yeri ve denizi ve onlarda olan bütün şeyleri altı günde yarattı.
5. Babana ve anana hürmet edeceksin.
6. Katletmeyeceksin.
7. Zina etmeyeceksin.
8. Çalmayacaksın.
9. Komşuna karşı yalan şehadet etmeyeceksin.
10. Komşunun evine tama etmeyeceksin, komşunun karısına, yahut kölesine, yahut cariyesine, yahut öküzüne, yahut eşeğine, yahut komşunun hiçbir şeyine tamah etmeyeceksin.
Kuran'da 10 Emir nasıl geçiyor?
Evamir-i Aşere de denilen 10 emir, Kuran'da Bakara suresi 83-84. ayetlerde anlatılır:
83. ayet: "Bir vakit İsrailoğullarından söz alıp: 'Allah'tan başkasına ibadet etmeyin. Anaya babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara güzel muamele edin, insanlara tatlı söz söyleyin, namazı hakkıyla eda edin, zekatı verin" demiştik. Sonra pek azınız hariç sözünüzden döndünüz. Hala da yüz çevirmektesiniz."
84. ayet: "Hani sizden, birbirinizin kanını dökmeyin, birbirinizi ülkenizden çıkarmayın diye söz almıştık, siz de bunu kabul etmiştiniz. Buna siz de şahitlik edersiniz."
Levililer (Tevrat)
Levililer, Kitab-ı Mukaddes'in ilk bölümü olan Eski Ahit'in ilk beş kitabı olan Tevrat'ın üçüncü kitabı. Toplam 27 baptan oluşur. Yunanca'da "Levililer" anlamına gelen Levitikos kökünden gelir [1]. İbranice adı olan Va-Yikra "Ve çağırdı" anlamındadır.
Yahudi gelenekleri, insan ilişkileri, ebeveyn-çocuk ilişkileri, bayramlar, oruç günleri ve kurbanlarla ilgili kurallar anlatılır.
Harun (peygamber)
Harun (Arapça: هارون, İbranice: אַהֲרֹן Aaron), İbrahimi dinlere göre peygamberdir. Kur'an'a göre Musa peygamberin abisidir. İsrailoğullarına peygamber olarak gönderilmiştir. Allah Musa peygamberin isteği üzerine abisi Harun'u kendisine yardımcı tayin etmiştir.
Sayılar (Tevrat)
Sayılar (Çölde Sayım), Tanah ve Eski Ahit'in ilk beş kitabı olan Tevrat'ın dördüncü kitabı. Toplam 36 baptan oluşur. Latince'de "sayı" anlamına gelen Numerus kelimesinden gelir [1]. İbranice adı olan Ba-Midbar "çölde" anlamına gelir. İsrailoğulları'nın Musa önderliğinde Mısır'dan kaçtıktan sonra çölde başlarına gelenleri anlatır.
Sina Dağı Mısır
Sina Dağı (Arapça: جبل موسى), Mısır'da Sina Yarımadası'nda yer alan 2,285 metre yükseklikte bir dağdır. Dinler tarihinde de önemli yer vardır. Kurak yarımadadaki 2,637 metrelik Aziz Katerina Dağı'ndan sonraki en yüksek ikinci dağıdır.
Dinler tarihi: Sina Dağı, Tevrat'a göre, Musa Peygamber öncülüğündeki İsrailoğulları'nın (İbraniler) Mısır'dan çıkarken durdukları, Musa'nın Allah ile konuştuğu ve On Emir'i aldığı yerdir.
Ayrıca sina dağı Musaya Tanrı tarafından (inanışa göre) Tanrının yazdığı iki taş levhanın Musa'ya verildiği yer olarakta bilinmektedir. Ayrıca Musa Sina dağında elde ettiği ettiği öğeleri ahit sandığı adı verilen bir gizemli sandığa koymuştur. Bu gizemli sandık tahminlere göre Antakya Mağarasında bulunmaktadır ve bu sandığı Mehdi çıkaracaktır.
Tesniye (Tevrat)
Tesniye (Yasa'nın Tekrarı), Kitab-ı Mukaddes'in ilk bölümü olan Eski Ahit'in ilk beş kitabı olan Tevrat'ın beşinci kitabı. Toplam 34 baptan oluşur. Yunanca'da "İkinci" anlamına gelen Deuteros ve "yasa" anlamına gelen -nomos kelimelerinden türemiştir.
Devarim İbranice "Sözler" demektir. Kitap, adını Musa'nın sözlerinden alır. On Emir'in önemli noktalarını tekrar vurgular ve diğer Musevi yasalarını kapsar.

Yorum (0) :: Yorum Yaz! :: Bağlantı

17/12/2009 - MUHARREM AYI VE AŞURE

 

 

MUHARREM AYI VE AŞURE

إِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِندَ اللّهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا فِي كِتَابِ اللّهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّمَاوَات وَالأَرْضَ مِنْهَا أَرْبَعَةٌ حُرُمٌ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ

Muhterem Müslümanlar!

İnsanlık tarihinde pek çok önemli hadiseyi içinde barındıran, Müslümanların hayatında ayrı bir yeri olan, vuslatıyla gönüllerde heyecan ve manevi bir atmosfer oluşturan, Muharrem ayı; hicri yılın başlangıcı, kameri ayların ilkidir.

Bu mübarek ay, Kuran ve Hadislerde; haram aylardan olduğu ve şehrullah olarak ifade edilir.  Allah’ü Teala Kur’an’da; “Gerçek şu ki; Allah katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı günden beri Allah’ın kitabında on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte dosdoğru olan hesap (din) budur…”[1]buyurmaktadır. Bir sahabenin "Yâ Rasûlallah, Ra­mazandan sonra hangi ayda oruç tutmamı tavsiye edersiniz" şeklindeki sorusuna karşılık Efendimiz (as.); "Eğer Ramazandan sonra oruç tutacak­san Muharremde tut. Çünkü bu ay Allah'a ait bir aydır; onda bir gün vardır ki, Allah bir kavmin tövbesini o gün kabul buyurdu; başka bir kav­min de tövbe ve niyazlarını o günde kabul eder"[2] buyurmuştur.

Muharrem ayının onuncu gününe aşure günü denilmiş ve insanlık tarihindeki peygamberlerin haya­tlarında vuku bulan, (Hz. Adem as.’ın tövbesinin kabulü, Hz. İbrahim as.’ın, Nemrud' un ateşinden kurtuluşu, Hz. Musa as. ve ona iman edenlerin Firavun’un zulmünden kurtulmaları. Hz. İsa as.’ın doğumu ve semaya yükseltilmesi ve en çok bilinen Hz. Nuh as.’ın Tufan'dan kurtuluşu gibi)[3] bir kısım hadiselerin bu güne tekabül etmesi, aşure gününe kudsiyet atfetmiştir.

Hz. Nuh as. ve İman edenleri taşıyan gemi, sular çekilince Cudi Dağı'nda karaya oturdu ve ahali yanlarında bulunan buğday, fasulye, nohut gibi yiyecekleri bir arada pişirerek aşure yaptılar. Aradan yüzyıllar geçmesine rağmen iman edenlerin, kurtuluş günü hatırasına muharremin onunda başlamak üzere aşure tatlısı yapılır, komşu ve akrabaya dağıtılarak bu gelenek muharrem ayı boyunca devam eder.

 

Efendimiz as. Nübüvvetinden önce ve nübüvvetinde, aşure günü oruç tutmuş, Medine’ye hicretlerinden sonra, aşure gününün bir gün öncesi ya da sonrasıyla birleştirilerek oruç tutmayı tavsiye etmiş ve bir önceki yılın günahlarına kefaret olacağını müjdelemiştir.[4]

 

Değerli Müslümanlar!

On Muharremin hüzünlü bir yanı da, Hz. Hüseyin Efendimizin Kerbela'da şehid edilmesidir.  Hepimizi mahzun kılan bu hadise, tarihe mal olmuştur. Müslümanlara düşen görev, bu tür hadiselerden ders alabilecek şuur ve anlayışa sahip olmak, kardeşlik, birlik ve beraberliği koruyabilmek ve Yüce Rabbimizin “Hepiniz Allah’ın ipine, (Kur’an-a) sımsıkı sarılın ve parçalanıp bölünmeyin”[5] emrine uyabilmektir.   

Hüznüyle sevinciyle bu günlerin Müslümanın hayatında ayrı bir yeri olmalı ve aşure geleneği devam etmelidir. O zaman dostluk, kardeşlik, birlik ve beraberliğin izlerini iman çerçevesinde hep birlikte yaşamak mümkün olacaktır.

 

 

 

 



[1] Tevbe S. 36

[2] Tac ll. 81

[3] Umdet’ul- kari. V. 347, İstanbul.130

[4] Buhari Es-Sahih. II, 250

[5] Ali İmran 103

Yorum (0) :: Yorum Yaz! :: Bağlantı

8/12/2009 - ALTIN ORAN- KABE

Yorum (0) :: Yorum Yaz! :: Bağlantı

3/1/2009 - IP SORGULAMA -I

ip-numaram.com IP adresi
Yorum (0) :: Yorum Yaz! :: Bağlantı

20/11/2008 - MESNEVÎ’ DEN SEÇMELER, ÖZLÜ SÖZLER, NASİHATLAR

-İnsanların savaşı, çocukların kavgasına benzer; hepsi de anlamsız ve saçmadır.(I,3435)

-------------------------

-Maksada sabırla erişilir, aceleyle değil! Sabret, doğrusunu Allah daha iyi bilir. (I,4003)

-------------------------

-Türk sağ oldukça mutlaka kendine bir otağ(ülke) bulur, hele bu Türk Hak kapısının değerli bir kulu olursa? (II,455)

-------------------------

-Çalışıp, kazanmak define bulmaya engel değil ya! Sen çalışmana devam et; eğer nasibin varsa define de arkandan gelsin. (II,735)

-------------------

-Ben, bu çalışıp-çabalama dünyasında iyi huydan daha üstün bir şey görmedim.(II,810)

--------------------

-Akılsız dost zaten düşmandır. (II,1734)

-------------

-Zafer için yardımcısı Allah olmayan kişiye tavşan bile aslan gibi görünür.(II,2298)

---------------

-Ey rüşvet alan! Sen fil yavrusu yemektesin; düşmanın olan o fil sonunda kökünü kazır, mahveder seni. (III,159)

--------------

-Nefis üç köşeli dikendir; nasıl koyarsan koy yine sana batar; ondan kurtulmanın imkânı var mı?(III,375)

--------------

-Buğday için, gökyüzünden buğday gönderenden ayrıldın ha!(III,431)

------------

-Yer, gökyüzüyle düşmanlığa kalkışırsa çoraklaşır, ölü haline gelir.(III,,936)

------------

-Adımımı nereye atacaksam bakar da öyle atarım; işte bu yüzden yanlıştan da kurtulurum, düşmekten de.(III,1753)

-----------

-Bütün bilimlerin özü “Mahşer günü ben kimim, ne hale geleceğim” ilmini bilmektir. (III,2654)

---------------

-Vay o kişiye ki nefsine uyar da lüzumsuz fetvalar verir. (III,3246)

-------------

-Helva kime nasipse o yer; parmakları uzun olan değil! (III,4532)

-------------

-Evlilikte iki kişinin birbirine denk olması lâzım; yoksa iş bozulur, geçim kalmaz.(IV,197)

--------------

-İyi huylu, kötü huylulara tahammül edip, onların kötülüğünü söylemeyendir. (IV,774)

--------------

-Belâların çoğu peygamberlere gelir. Çünkü ham kişileri yola getirmek zaten bir belâdır.(IV,2009)

---------------

-Otu ha çağırmışsın, ha çağırmamışsın ne fark eder? Ayağı toprağa çakılmış kalmıştır. (IV,2896)

------------

-Kim işin sonunu görürse, yolda hiçbir zaman ayağı takılmaz. (IV,3371)

-------------

-Demircilik sanatını bilmeyen kişi, demirci ocağına yaklaşırsa sakalını, bıyığını yakar.(V,1381)

--------------

-Rızkı Allah’tan ara; ondan bundan değil!(V,1496)

------------

-Allah sana bir el vermişse, bir iş yap, kazan da dostlarına yardımın dokunsun.(V,2420)

--------------

-Gönlün nâmertlikle dolu olduktan sonra sakalına ve bıyığına gülünür ancak!(V,2511)

--------------

-Tilki bir eşeği baştan çıkarıyorsa bırak çıkarsın. Sen eşek olma da üzülme! (V,2537)

--------------

-İyilik aradımı insanda kötü şey kalmaz ki! (VI,124)

--------------

-Allah için hizmette bulun; halkın kabul edip etmemesiyle ne işin var senin! (VI,845)

-------------

-Söz, dinleyene göre söylenir; terzi elbiseyi adamın boyuna göre diker. (VI,1241)

-------------

-Adaleti bilmeyen, kurt yavrusunu emziren keçiye benzer. (VI,1576)

----------------

-Kıyamet kurban gününe benzer; Mü’minlere bayram, öküzlere ise helâk olma günü. (VI,1876)

-------------

-Kurt çok zalimdir; ama hiç değilse hilesi yoktur. (VI,2472)

--------------

-Aynada çirkinliğini görünce aynaya kızma! (VI,3154)

--------------

-Evin içindeki acı su çeşmesi, dışarıdaki tatlı su ırmağından daha üstündür. (VI,3603)

---------------

-Niceleri kadın alarak Kârun gibi zengin oldu; niceleri de kadın yüzünden borçlandı gitti! (VI,3689)

---------------

-Hazırlığın olmadan bir madene bile girersen bir kuruş elde edemeden geri çıkarsın. (VI,4425)

-------------

-Sen ört ki, senin de ayıbını örtsünler. (VI,4526)

----------

-ramazansaman-

Yorum (0) :: Yorum Yaz! :: Bağlantı

20/11/2008 - MESNEVÎ’ DEN SEÇMELER, ÖZLÜ SÖZLER, NASİHATLAR-4

Evlâdın hayırlısı

Babanın ağaca benzeyen vücudu, gizli bir yol vasıtasıyla oğlunun iki gözünden su alır, gıdalanır.

Oğuldan coşan bu kaynak ananın, babanın bahçelerine kadar akar gider.

Anayla babanın gönül ve hayat bahçeleri bu suretle yeşerir, tazeleşir...

Kaynak (oğul) kötü olursa o ağacın dalları, yaprakları da kurur;

Çünkü o, oğlun vücut kaynağından sulanıp, gıdalanıyordu.

Ey gafil insanlar! Nice, canınıza eklenmiş böyle su kaynakları var, bilir misiniz?

(VI,3586-3591)

Mesnevî’den Nasihatler-Özlü Sözler

-Ey oğul, bağı çöz; özgür ol! Ne zamana kadar altın ve gümüşün esiri olacaksın? (I,19)

-Merhamete nâil olmak istersen, zayıflara merhamet et! (I,822)

-İçinde pusu kurmuş olan nefis, kibir ve kin bakımından bütün insanlardan beterdir (I,906)

-Koyunun kurttan kaçmasına şaşılmaz; şaşılacak şey koyunun kurda gönül vermesidir. (I,1292)

-İnsan dostunu göremiyor, ayırt edemiyorsa kör olsun daha iyi. (I,1407)

-Sözün faydası yoksa söyleme! (I,1524)

-Söz söylemek için önce dinlemek gerekir. (I,1627)

-Şekilde-surette kalırsan putperestsin; her şeyin dış yüzünü bırak, mânâya bak!(I,2893)

Yorum (0) :: Yorum Yaz! :: Bağlantı

20/11/2008 - MESNEVİ-3

Herkesin doğrusu kıyamette ölçülür!

Tüm insanlar bir hayale kapılmış, bir bucağı eşelemekte. Biri define bulmak için bir köşeyi kazmakta;

Bir başkası papaz olmak için kiliseye kapanmış; bir başkası da hırs içinde ekine, tarlaya koşmuş,

Bir diğeri cin çağırmakla meşgul, gönlünü aklını kaybetmiş; öbürü yıldız bilgisine kapılıp nalı yıldızın üzerine koymuş, fal bakmada.

Bunların her biri, bir diğerine bakıp “Ne iş yapıyor bu” diye hayret etmede; her biri bir diğerinin işini boş bulmada.

Bunların hepsi can kıblesini kaybetmişlerde onun için herkes bir tarafa yönelmiş;

Nitekim bir bölük insan da kıble nerede, diye arar; bir hayale kapılıp her tarafa döner, durur.

Sabah olup da Kâbe göründü mü gerçekten kimin yolunu kaybettiği anlaşılır.

Bu şuna benzer: Hani, dalgıçlar denize dalar, denizin dibinde aceleyle ellerine ne geçerse toplarlar ya!

İnci bulurum ümidiyle onu bunu torbalarına doldurur;

Fakat o koca denizin dibinden çıktılar mı iri ve kıymetli inci kimin torbasındaysa meydana çıkar.

Birinin küçük bir inci, diğerinin sadece taş parçaları veya boncuk olduğu anlaşılır.

İşte, kıyamet günü de buna benzer; onları bu gaflet uykusundan uyandırıp, iyiyi, kötüyü, kimin ne topladığını ortaya çıkarır.

(V,319,322,324,326,328-335)

Ölüm gelmeden yoldaşını iyi seç!

Zamanede sana üç yoldaş vardır. Biri vefâkârdır, diğer ikisi ise gaddar :

Biri dostların, öbürü malın-mülkün, üçüncüsü ise iyi işlerin ki, vefalı olan budur.

Öldüğün vakit, malın seninle beraber gelmez, evden dışarı bile çıkamaz; dostun gelir, ama sadece mezarının başına kadar.

Fakat yaptığın işler vefakârdır; onlara iyice sarıl ki mezarının içine kadar seninle gelen onlardır.

Ama!.. Eğer amelin iyiyse, orada sana dost olur; kötüyse yılan kesilir.

(V,1045-1047,1050,1052)

Koyacaksan iyi adet koy!

Yiğidim! Kim kötü bir gelenek koyarsa, ondan sonra halk cahilliğinden bu geleneğe uysa,

Bütün bu adeti işleyenlerin günahı, o adeti ilk koyana da yazılır. Çünkü o baştır, diğerleri kuyruk. (V,1956,1957)

Ne ekersen onu biçersin...

Yiğidim! Kadere az bahane bul; nasıl oluyor da suçunu başkalarına yüklüyorsun? Kendini araştır, kendi suçunu kendin gör!..

Gündüz vakti çalışıyorsun da, akşam ücretini başkası mı alıyor?

Neye çalıştın da zararını yada faydasını görmedin? Ne ektin de zamanı gelince onu devşirmedin?

Sen de bilirsin ki elde ettiğin şey, yaptığının karşılığıdır. Yoksa âdil olan Allah’ın takdiri, insana yaptığına uygun olmayan cezayı nasıl olur da verir?

Suçu kendine bul! Çünkü o tohumu sen kendin ektin.

(VI,413,415,417,418,423,427)

Yorum (0) :: Yorum Yaz! :: Bağlantı

20/11/2008 - MESNEVÎ’ DEN SEÇMELER, ÖZLÜ SÖZLER, NASİHATLAR-2

Şekilden geç, mânâya ulaş!..

Ne güzel ibadet ediyor, ne hoş işlerde bulunuyor; fakat bir parçacık bile tat yok.

İbadet kabuktan ibaret, içi yok; cevizler çok, ama içleri boş.

İbadetin netice vermesi için zevk; tohumun ağaç olması için iç gerek!

(II,3394-3396)

Kuşkudan vazgeç, emin ol!

Yerde yarım arşınlık genişlikte bir yol olsa, insan hiç kuşkuya düşmeden rahatça yürür;

Fakat yüksek bir duvarın üstünde gitsen, yolun genişliği de iki arşın olsa, yine eğri-büğrü gidersin;

Hatta içindeki kuşku yüzünden belki de düşersin. İşte kuşkudan gelen bu korkuya iyice dikkat et de kuşkunun kötülüğünü anla!

(III,1559-1561)

Mal-mülk, makam; ama sonuç!..

Sığır, kasapların ne yapacağını bilseydi, hiç onların peşine düşer, dükkana gider miydi?

Veya kasapların elinden kepek yer miydi? Yahut da onların gülücüğüne aldanıp, onlara süt verir miydi?

Hatta ot yese bile, niçin beslendiğini bilseydi, hiç otu hazmedebilir miydi?

Şu halde bu âlemin direği gafletten, bilmezlikten ibarettir. Devlet (maddî manevî zenginlik) “Dev” (koş) kelimesiyle “let” (dayak) kelimesinden meydana gelmiştir.

Önce koş; koş da sonundaki dayağa bak! Bu yıkık yerde (dünyada) devlet sahibine eşekcesine ölümden başka bir şey yoktur.

(IV,1327-1331)

Hâlâ şekilcilik mi?

Birisi şehâdet getirdi, imanını gösteren bir şey yaptımı dış görünüşe önem verenler, o adamın mümin olduğuna hükmederler.

Bu şekilde nice münafıklar şekle, gösterişe sığınmışlar; böylece de yüzlerce gerçek iman sahibinin kanını gizlice dökmüşlerdir.

(IV,2176-2177)

Doğruyu söyle; ama gereği gibi!

Kaynayan yağın üstüne su dökersen ocağı da yıkarsın tencereyi de.

Söyle; ama yumuşak söyle, sakın doğrudan başka da bir şey söyleme; yumuşak sözlerle de vesveseler satmaya kalkışma!

(IV,3816, 3817)

Yorum (0) :: Yorum Yaz! :: Bağlantı

20/11/2008 - MESNEVÎ’ DEN SEÇMELER, ÖZLÜ SÖZLER, NASİHATLAR-1

 

I. Cildin Önsöz’ünden:

Bu kitap Mesnevî kitabıdır. Mesnevî, hakikate ulaşma ve yakîn sırlarını açma hususunda din temellerinin, temellerinin temelidir. Allah’ın en büyük fıkhı, Allah’ın en aydın yolu, Allah’ın en açık delilidir...

Şüphe yok ki Mesnevî, gönüllere şifadır; hüzünleri giderir, Kur’an’ı apaçık bir hale koyar; rızıkların bolluğuna sebep olur, huyları güzelleştirir...

Ekmek! Ama hem az, hem de helâlinden!

Sen gözyaşı zevkini nereden bilirsin? Gök görmedikler gibi ekmeğe âşıksın.

Karnından ekmeği boşaltırsan, ululuk incileriyle doldurursun.

Nur ve kemâli, artıran lokma, helâl kazançtan elde edilen lokmadır.

Hiç buğday ektin de arpa bittiğini gördün mü?

(I,1638,1639,1642,1646)

Balık baştan kokar!..

Yöneticilerin huyu halkına da tesir eder...

Yönetici bir havuza benzer; halk da bu havuza bağlı bu boruları gibidir.

Eğer havuzdaki su pis olursa, borulardan da aynı bu su akar.

Sen bu sözün mânâsına dal, adamakıllı dikkat et, iyice düşün bakalım!..

(I,2820,2821,2823,2824)

Gerçek makam bizim makamımız

İnsanlar makam ve derece için aşağılıklara katlanır, bayağı hallere düşer; yücelik ümidiyle aşağılık şeylerden lezzet alır.

On günlük makam için alçaklığa katlanırlar; gam ve kederle boyunlarını ip gibi ipince bir hale sokarlar

Nasıl oluyor da benim bulunduğum yere, bu yücelikle, aydın bir güneş olduğum mekâna gelmiyorlar?

Bana yapışın da doğan olun; eğer baykuşsanız bile doğan kesilin!

(II,1104-1106,1165)

Yorum (0) :: Yorum Yaz! :: Bağlantı

20/11/2008 - TEVAFUKLU KURAN

Yorum (0) :: Yorum Yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

NOTLAR

«  March 2010  »
MonTueWedThuFriSatSun
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031 

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
Email

Arkadaşlar

Ücretsiz Blog